29- O yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra semaya yöneldi onları yedi gök halinde nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah Teâlâ'nın lütuflarını dinleyiniz: O Allah, önce şu altınızdaki yeri ve bu yerde bulunan şeylerin hepsini; unsurları, bileşiklerini, denizleri, karaları, dağları, dereleri, ovaları, çölleri, ormanları, ırmakları, pınarları, madenleri, otları, ağaçları, çiçekleri, meyveleri, hayvanları, kuşları, hepsini sizin için, yarattı. Buna Fıkıh ilminde ‘ibâha-i asliyye / aslî mübahlık’ denir. Can, ırz ve namusun dışında eşyada aslolan mübah olmaktır. Özel bir haram olma delili bulunmadıkça mübah ile amel olunur. Yalnız akıllara kalsaydı, kimi hep mübah der, kimi hep haram der, kimi de şaşırırdı.
İnsanlar insan için yaratılmamış ve birbirlerine mübah kılınmamıştır. Bunun için insanların canları, ırzları, birbirlerine mübah değildir. Hatta bir insan kendi canını, ırzını bile dilediği gibi kullanmaya izinli değildir. İnsanlar, kendileri için değil, Allah'a kulluk için yaratılmışlardır. ‘Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.’ (Zâriyât, 56).
‘Bulut, rüzgar, ay, güneş, felek hepsi işlerinde çalışıyorlar. Tâ ki sen eline bir ekmek geçirebilesin ve gafletle yemeyesin.’ Şeyh Sadî
Allah Teâlâ insanı yalnız, yerde yaşayıp, yerdeki şeylerden faydalanabilecek bir halde yaratmamış, ona gökyüzünden de faydalanma hissesi ayırmıştır. İnsan, yerlerde daralırsa göklerden faydalanmaya izinlidir. Fakat bunun için önce ruhu semâvîlik hislerini duymalı ve Allah'ı tanımalıdır. Yeryüzünün şehvetli ve hayvanî düşüklüklerinde boğulanlar bu yükselişten mahrumdurlar.
Birisi yerden Venüs'e kadar bir; Venüs'ten Merkür'e kadar iki; Merkür'den Güneş'e üç; Güneş'ten Merih'e yahut yine yerden Merih'e dört; Merih'ten Jüpiter'e beş; Jüpiter'den Satürn'e altı; Satürn'den daha ilerisine kadar yedidir ki, sonradan keşfedilmiş olan Üranüs ve Neptün gezegenleri ve daha keşfedilmesi mümkün olanlar hep bu yedinci hudud içinde demektir.
Sâhib-i Mîrac Efendimiz (sav), Muaz’a hitâben buyurur ki:
Yâ Muaz, ben sana bir şey anlatacağım. Bunu muhâfaza edersen, sana faydası dokunur. Muhâfaza etmezsen, Allah katında bir hüccetin olmaktan çıkar.
Ey Muaz, Allah (cc), yer ve gökleri yaratmadan önce yedi melek yarattı, sonra gökleri halk etti. Her gök için bu meleklerden bir kapıcı ayırdı. Onlar her birini azâmetle bürüdü. Muhâfız melekler güneş gibi nur saçtığı halde, kulun amelini göklere çıkarırlar.
Birinci kat göklere çıktıkları zaman, ameli tezkiye ederler, büyültürler, fakat kapıcı melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın. Zira ben gıybet ile sorumlu bir memurum. Gıybet edenlerin amelini buradan ileri geçirmememi Rabbim bana emretmiştir’ der. Bu böyle gider.
Sonra melekler başka birinin amelini getirir, tezkiye edildikten sonra, ikinci kat göklere gider. Oradaki kapıcı melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın. Zira o, amelinde gösteriş yapardı. Riyâ ile karışık amelleri buradan ileri geçirmememi Rabbim bana emretmiştir’ der.
Sonra başka birinin daha parlak amelini, birinci ve ikinci kat göklerden geçirdikten sonra, üçüncü kat göğün kapısındaki melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın. Zira ben kibir ile sorumlu bir meleğim. Kibredenlerin amelini buradan ileri geçirmememi Rabbim bana emretmiştir’ der. Sonra daha parlak ameli dördüncü kat semâya çıkarırlar. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi çeşitli ibâdetler, inciler gibi parlak bir vaziyette gelirler. Fakat buradaki kapıcı melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın. Zira ben ucub ile sorumlu bir meleğim. Bu adam, kendini beğenen, ucub sâhibi bir kimsedir’ der.
Yine hafaza melekleri başka bir ameli beşinci kat göklere kadar geçirirler. Bu amel süslenmiş bir gelin gibi kapıdayken müvekkel melek: Ben Hased meleğiyim, bunun sâhibi hasud bir insandır. Hased edenlerin amelini buradan ileri geçirmememi Rabbim bana emretmiştir.’ der.
Başka bir ameli, altıncı kat göklere kadar yükseltirler. Oradaki kapıcı melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın. Çünkü o, merhametsiz bir insandır. Felâkete uğrayan, darlığa düşen ve sıkıntılara mâruz kalan kimselere asla acımaz. Ben rahmet meleğiyim, merhamet etmeyenlerin amelini buradan ileri geçirmememi Rabbim bana emretmiştir’ der.
Namaz, oruç, infak, cihad ve verâ gibi amelleri gök gürültüsü gibi bir ses ve güneş gibi ziyâsı olduğu halde, üç bin melek yedinci kat göğe kadar yükseltirler. Oradaki kapıcı melek: ‘Bu ameli götürün de sâhibinin yüzüne çarpın, âzâlarına vurun ve kalbini bu amellerle mühürleyin. Zira ben, Allah rızâsı için olmayan amelleri buradan ileri geçirmemeye memurum. Bu adam ameli ile Allah rızâsından başka şeyler murat etti. Fakihler katında mevkii almak, âlimler nezdinde anılmak ve şehirlerde ün salmak maksadı ile amel etmiştir. Bu gibi amelleri geçirmemeyi Rabbim bana emretmiştir. Hangi bir amel hâlis olarak Allah rızâsı için yapılmazsa, riyâdır. Mürâinin amelini Allah kabul etmez’ der.
Sonra devamla, ‘Başka bir kulun; namaz, oruç, zekât, hac, umre, güzel ahlâk, tefekkür ve zikir gibi amellerini göklere yükseltirler. Her kapıdan geçer, göklerin meleklerin melekleri onu teşyi eder, uğurlarlar, perdelerin hepsini aşar ve Allah’ın huzuruna yükselirler, yalnız Allah rızâsı için hâlis amel olduğuna şehâdet ederler. Allah (cc): ‘Siz, kulumun amelinin koruyucusunuz, Ben ise murâkıbım. O, bu amel ile beni murad etmedi, başkasına gösteriş yaptı. Benim lânetim, onun üzerine olsun!’ buyurur. Meleklerin hepsi bu tel’ine iştirak eder, katılırlar. Yer ve gökler onu tel’in ederler.’