51- Mûsâ’ya kırk gece vade verdiğimiz vakit, o Tur’a gittikten sonra buzağıyı tanrı edindiniz ve zâlimlerden oldunuz.
Yahudilerin dedelerinin yaptıkları kendileri yapmış gibi anlatılıyor. (Kevni sabık alakası) Çünkü onlar da aynı tiynette, aynı fikirde. Ayrıca onlar babalarının yolu üzerine olduklarını söyledikleri için bu ifade uygun görülmüş. Bunca mucizeler görmelerine rağmen peygamberlerinden sonra bir münafık adamın (Samiri’nin) sözüne uyarak dinlerine, peygamberlerine, kurtarıcılarına ihanet ettiler. Bir buzağı taslağını ilâh edindi ve zâlim oldular.
Doğruluk, vefa, kamil bir inanç gaybda da, hazırda da aynı olur. Hiçbir şey o inancı sarsmaz. Oysa bunlar Hz. Musa Tur dağına gider gitmez vaadleri, ahidleri bozdular. Geçmişte ineğe tapanlardan çektikleri işkenceleri unuttular. Tutup ineğin yavrusuna taptılar.
Vaktiyle Firavun ‘Siz zelil kimselersiniz. İneğe tapamazsınız. Ancak ineğin yavrusu buzağıya tapabilirsiniz’ demişti. Onlar da bu sebepten buzağıya tapıyorlardı. Asıl liderin sözünü bırakıp, zâlim ve gözleri önünde helâk olmuş Firavunun sözüne uydukları için de zâlim olmuşlardı.
Hz. Musa onların başına kardeşi Harun peygamberi koymuştu.Onu dinlemeyip, Samiri’yi dinlediler. Ve bunu canlarıyla ödemek zorunda kaldılar. Birbirini yanlış yolda etkilediler. Bu yüzden de zâlim oldular.
Bu kötü halleri sonradan gelen nesillerine de sirâyet etti. Babalarının yolunu yol edindi, doğruya, hakka yanaşmadılar. Soylarını putlaştırıp, o soy dışında kimseye değer vermediler, halen vermiyorlar. İnsanlığı fitne fesada vermeye devam ediyorlar.
Hz. Musa'nın denizi geçtikten sonra Allah tarafından vaad olunan kitap için bir mîkat olmak üzere tayin edilen ve Zilkâ'de ayının başından Zilhicce'nin onuna kadar gündüzüyle birlikte devam eden bir ay on günlük müddettir ki, Hz. Musa bu süreyi Tur'da oruçlu olarak geçirmiş ve nihâyet münâcât ile bizzat ilâhî kelama mazhar olmuş, Tevrat levhaları kendisine inzal buyurulmuştu.
Aylar geceden başladığı için gün ile sayılmayıp gece ile sayılmış ve ‘kırk gece’ denilmiştir. Bunda bir incelik daha vardır; ilâhî tecelliler fecir gibi daima geceleri takip eder. Kara günler de geceden sayılır. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri der ki; tarikat ehli kırk günlük sülûkü bu âyetlerden almıştır.
Dilimizdeki ‘çile’ tabirinin de aslı yine budur. Farsça kırk mânâsına ‘çil, çihil’ kelimesinden gelir ve ‘kırk’ demektir. İşte Hz. Musa İsrailoğulları'nı denizden geçirdikten sonra Tur'da ilâhî emre uygun olarak çile çıkarırken onlar buzağıya tapmaya başlamışlardı ki, bu ne kadar haksız ve nankörce bir tutumdur. Bununla beraber yine ilâhî affa uğradılar ki, burada işte özellikle bu af nimeti onlara hatırlatılıyor. Bu affın nasıl gerçekleştiği hemen aşağıda ayrı bir nimet olarak beyan edilecektir.