Sureler

Göster

Bakara Sûresi 58. Ayet

وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْؕ وَسَنَزٖيدُ الْمُحْسِنٖينَ

58- Bir vakit: ‘Şu Kudüs şehrine girin, dilediğiniz yerde, dilediğiniz gibi bol bol yiyin, kapısından secde ederek girin ve ‘hıtta’ (affet) deyin ki, hatalarınızı affedelim; ihsan edenlere daha da arttıracağız’ demiştik.

 

Âyetten nimetlere şükrün secde ile, günahlara mağfiretin af talebi ile mümkün olduğunu anlıyoruz.

Nimetleri yerken hemen nimet vereni hatırlamak, bir günah işleyince hemen mülkün sahibinin kahrı galebesini düşünüp af dilemek muhsin sıfatıyla cem olmuş. Çünkü muhsin hadisi şerifte Allah’ı görür gibi kulluk, olarak tarif edilmişti.

İnsan hayatı boyunca ya şükür halinde, ya gaflet halindedir. Ne yazık ki, insanın gafleti, isyanı, nisyanı şükrüne galip olur.

İçinde bulunduğu nimetlerin sahibini hatırlarsa minnettar, tevâzu sahibi, kadirbilir, vefalı, itaatlı, saygılı, muhabbetli olur. (Mefhumu muhalifi)

Ama küfranı nimette bulunup nimetin zevk u sefasına dalar, nimeti veren münim-i hakikiyi unutursa, işler sarpa sarar.

Nimet putlaştırılmaya başlar. Canlılardan çok, cansızlara değer verilir. Şükür, teşekkür, minnet unutulur. Kibir, ucub, benlik, böbürlenme başlar. İnfak, yardım, paylaşma unutulur. Emânete riâyet edilmez. Hak sahiplerinin hakkı verilmez, zavallı, yoksul, kimsesizler, çaresizler gözetilmez.

Rabbi ona ihsan edip iyilik yaptığı halde, o ihsan edip ihtiyaçlıların yüzünü güldürmez. O zaman nimet artmak yerine eksilir. Fayda yerine zarar verir. Sevap yerine günah vesilesi olur. Yümn ü bereket kalkar. Zekatını vermeyip küstah küstah konuşan Karun gibi malıyla beraber batar gider.

Âyette nimetle secde arasında irtibat kurulmuş. Çünkü secde minnettarlık, tevâzu duyguları içinde alnını yere koyup teslimiyetini, inkıyadını bilfiil göstermektir. Şükür halini beyan etmektir.

Bu nedenle gün boyu istifade ettiğimiz hava, su, gıda, akıl, ilim gibi sayısız nimetlerin şükranesi olarak günde beş kere huzuru ilâhiye durup kıyam, rüku, secde ile teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu secdelere yoksulu yedirmek, yetimi korumak görevlerini de ilave etmezsek secdemiz de tam yerini bulmaz.

Âyette dikkatimizi çeken diğer bir konu da şu: Kendilerine ‘Hıtta-affet’ anlamına gelen bir istiğfar öğretilirken, Yahudi sözü çevirip ‘Hınta-buğday ver’ şekline sokuyor. Bu durum onların Allah’ın sözünü tahrif ettiklerini, bu konudaki menfur cesaretlerini göstermekle beraber, Allah’ın buyruğunu nasıl küçümseyip, alaya aldıklarını da ortaya koyuyor. ‘Allah ile mi, Allah’ın âyetleriyle mi alay ediyorsunuz’

O gün ne ise, bugün de öyle değil mi? Dini yaşamak, inanmak istemeyenler, İslami hükümlerle alay edip aleyhte konuşmuyorlar mı? Söyledikleri çirkin sözler imlaya gelmez, edebe sığmaz. Dini bir meseleyi inkar etmek, küçümsemek, alay etmek insanı iman sınırından dışarı çıkarır. Ebediyyul ebed azabı gerektirir.

Nefsine, hevasına, dünyasına, geçici dünya menfaatlerine mahcubiyetini yaşayıp asla inkar yoluna girmemelidir.
 

      Bir ticaret kılmadım, nakd-i ömür oldu heba
      Yola geldim, lakin göçmüş cümle kervan bîhaber
      Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha, garip
      Dîde giryan, sîne büryan, akıl hayran bîhaber.

 

Mısır'dan kaçan Yahudiler, Tih sahrasında kırk yıl dolaştıktan sonra Yûşa (as) ile oradan çıkmış, Allah'ın izni ile Kudüs'e girmeleri müyesser olmuş idi.

Rivâyete göre, bu fi'lî ve kavlî isyanları sebebiyle gadabı ilâhîye uğrayarak tâunla cezalandırılırlar. Bir saatte yetmiş bin kadarı helâk olur.

Asam tefsirinde ‘hıtta’ Arapça olmayıp aynen söylenmesi gereken bir kelimedir denilmiş, diğer müfessirler ise bunun Arapça ‘hatt’ masdarının binâ-i nev'î (çeşit bildiren masdar) olduğunu söylemişlerdir.

Hatt, bir şeyi aşağıya almak ve sırttan yük indirmek demektir. ‘Hıtta’ da bir nevi indiriş demek olur ki, özel bir şekilde yükü yıkmak veya boyunlardaki vebali indirmek duâsını ifade eder. Umuma ait mecaz suretiyle birleştirilmesi de mümkündür. Yani oraya yerleşmek için kararınızı veriniz ve günahlarınıza istiğfar ediniz demek olur.

Aşere kırâetlerinin hepsinde ‘hıtta’ kelimesi merfû okunur. Yani kelime tekil anlamına değil, mahzuf (hazfedilmiş) bir mübtedanın haberi olarak ‘işimiz hıttadır’ takdirinde bir cümledir.

İncil'de ve eski din kitaplarında ‘hıtta’ kelimesinin Ramazan ayının ismi olarak zikredildiğini Kamus mütercimi Asım Efendi zikretmiştir. Fakat bu âyette bu şekilde bir tefsir veya te'vil nakledilmemiştir.