62- Şüphe yok ki iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabii taifesinden kim Allah (cc)’a ve âhiret gününe iman edip, sâlih ameller işlerse, bunlar için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlara bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar.
Kur’an-ı Kerim’de konular değiştikçe ‘ ع/ayn’ durağı gelir. Burada da böyle olmuş. İsrâiloğulları âhir zaman ümmetiyle benzeştikleri için onlardan uzun uzun bahsedilir. Onların ümmete zarar vermemeleri, şerlerinden korunması ile beraber tarizli olarak ümmetin yanlışları dile getirilmiş olur.
İsrâiloğullarına bir âyetle ara verilip sonra tekrar konuya dönülür. Bu 62. âyet iki âyet arasında itiraz cümlesi-parantez cümledir.
Efendimiz (sav)'le son din İslam olarak şekillenmiştir. ‘Allah katında tek din İslamdır’. Artık bütün insanlar bu dine girmek zorundadır. Diğer dinlerin hükmü ind-i ilâhide kaldırılmıştır. Bu dine giren kimse daha önce hangi dinden olursa olsun İslam dinine girmesine yüce Allah bu âyetle izin vermiştir.
Bu âyeti çarpıtarak güya, ‘hangi dinden olursan ol, kabul olur’ gibi yanlış ve İslam itikadına ters gelen yorumlar yapılmaktadır.
Bugünlerde dinler arası diyalog diye bazı saçma fikirlerin ortaya atılması da bu fikrin asrımıza olan uzantısıdır.
Bir müslüman olarak bizim görevimiz kendimizden, ailemizden başlayarak tebliğ dairemizi halka halka büyütüp tüm insanları İslam’a davet etmektir. Müminleri kardeşlik duygusuyla birleştirip, aradaki tefrikayı kaldırmaktır.
Ümmet darmadağınık, dini hükümler yürürlükten kaldırılmış, bâtıl, sapık fikirler insanlığın gündemini doldururken, müminler arası rabıta, diyalog kesilmiş, düşmanlık, kin, nefret, hased, üstünlük sevdası, mevki sevgisi ilimden, irfandan zayıf düşmüş ümmeti bulaşıcı hastalık gibi sarmışken tutup, bozuk, hükmü kaldırılmış, bâtıl dinler ile hak İslam dini arasında diyalog kurma düşüncesinin gerçekle hiçbir alakası yoktur.
Ancak İslam’dan başka din mensuplarına tebliğ yapılıp, dinimiz, kitabımız, peygamberimiz tanıtılarak onların İslam’a girmeleri için çaba göstermek güzel bir cihaddır, dinimizin emridir. Abdulkadir Geylani, 500 kafirin müslüman olmasına vesile olmuştur.
Bunları birbirine karıştırmamak gerek. İslam’da zillet ve kibirli kafirlere tevâzu yoktur. Bizim görevimiz tebliğ, tesir ancak yüceler yücesi Allah’tandır.
Peygamber tebliğci, şeytan tezyinci olarak gönderilmiştir.
İkisi de görevini yapar, tesir yüce Allah’tandır.
Bir cümbüştür kopsa da gece yakamozlarda
Münzevi balıklarız ayrı kavanozlarda. (N.Fazıl)
Münafıkların kafirlerin içinden sayılması karinesinden bu iman edenlerden maksadın kalbiyle değil de diliyle iman eden münafıklar olduğu anlaşılmaktadır. Münafıklardan ‘iman edenler’ diye tabir edilip münafıklar denilmemesi, dilde inanmanın kendilerine asla hiçbir yarar sağlamayacağına, onları kesinlikle küfürden kurtarmayacağına işaret etmek içindir.
Yahudiler buzağıya tapmaktan tevbe ettikleri zaman bu isimle isimlendirildiler.
Yahudi: Arapça'da ( هَادَ - يَهُودُ - هَوْدًا ) esasen tevbe etmek mânâsına olduğu gibi, Yahudi olmak mânâsına da gelir.
Araplar arasında bunlara ‘Yahudi’ denilmesi, ya daha önce geçtiği gibi, buzağıya tapmaktan vazgeçip tevbe etmeleri dolayısıyladır, yahut da ‘Yahûza’ isminin Arapça söylenişi sebebi iledir. Yahûza ise Hz. Ya'kub'un on iki evladının en büyüğünün ismidir. Buna göre; Yahudî, İsrailoğulları'nın on iki boyundan birincisinin adı olması gerekirken, öneminden dolayı zamanla bütününe birden isim olmuştur. Bu demektir ki, ‘Yahûd’ cins ismi olarak kavmin veya boyun adıdır. Tekil olarak kullanıldığında ‘Yahudî’ denilir ki, o kavme mensup olan kişi demektir.
نَصَارٰى : ‘Nasrânî’ kelimesinin cem'îdir (çoğuludur). Keşşâf'ın beyanına göre; tekil (müfred)i ‘ نَصْرًا ’dır ve sonuna mensubiyet ‘ ي ’sı geldiği zaman (Ahmedî gibi) mübalağa anlamı ifade eder. Hıristiyanlar kendilerine bu ismi vermişlerdir ki, üç sebebi vardır:
1- Hz. İsa'nın nâzil olduğu (indiği), ‘Nasıra’ köyüne nisbettir. İbnü Abbas, Katade, İbnü Cüreyc bu görüştedirler.
2- Aralarında tenâsur (yardımlaşma) bulunması, yani birbirlerine yardımcı olmaları yüzünden bu adı almışlardır.
3- Hz. İsa, havarîlerine ‘Allah'a giden yolda bana yardım edecek kimdir?’ (Âl-i İmrân, 52) buyurmuş, onlar da ‘Allah'ın yardımcıları biziz.’ (Âl-i İmrân, 52) diye cevap verdikleri için bu isimle anılmışlardır.
صَابِـٖٔينَ : Bu kelime ‘ صَبَأَ - çıkmak ve sapmak’ kelimesinden gelir. Dinden çıktıkları zaman, kendilerine bu isim verildi. Onlar Yahudi ve Hıristiyanlıktan ayrılan bir kavimdir. Yıldızlara ve meleklere ibâdet ediyorlardı. Bunlar her ne kadar Zebur okusalar da puta tapan gibidirler.
Herhangi bir nebi veya resûl geldiğinde onu tutarlardı. O peygamberi bir direğe bağlarlardı. Büyükçe bir kazanı yakarlardı. Su kaynayınca o peygamberlerin kafasından aşağıya bırakırlardı. Peygamberin kafası ve bedeni tefessüh edesiye kadar bırakırlardı. Peygamberin kafası ve bedeni tefessüh edinceye kadar onu kazanın içinde kaynatırladı. İşte bundan onlara sabiin dendi.
Sâbiîn yahut ‘sâbîe’ hakkında da çeşitli görüşler vardır. Evvelâ lügat bakımından denilir ki, ‘filan adam dininden çıktı, filan dine girdi.’ demektir. Bu anlamdan dolayı Mekke müşrikleri Hz. Peygamber'e ‘Sâbii’ diyorlardı. Çünkü eski dinlerine aykırı yeni bir din ortaya koyuyordu. Ayrıca yıldızlar doğuş yerlerinden çıkıp yükseldiği zaman da bu fiil kullanılır. Bu nedenle lügat anlamı itibariyle ‘Sâbiîn’ izafî bir anlam taşıdığından, İslâm, Yahudi ve Hıristiyanların dışında kalan diğer dinlerin mensuplarına şâmil olur.
İslam dinine gelince; bu din haktır, güzeldir ve fıtratında mevcuttur. Zira her doğan kişi yaratılışının başlangıcında ve cibilliyetinin aslında selim bir fıtrat ve dini kabul etme tabiatı üzere doğmaktadır. İnsan daha sonra herhangi bir sebeple bunu terk etse bile hakiki manada bu fıtrattan uzaklaşmış değildir, ona bu yola girmek gerekir ve onun özlemi saf şekilde bu dindir.
Vehb b. Münebbih anlatıyor:
Tevrat haşiyelerinde yirmi cümle buldum. İsrailoğullarının sâlihleri toplanır bunları okur ve aralarında müzakere ederlerdi. Bunlar: Amelden daha yararlı bir hazine, hilimden daha karlı bir mal, gadabdan daha düşük asalet, amelden daha süslü arkadaş, cehâletten daha kötü yoldaş, takvâdan daha üstün şeref, hevai arzuları terketmekten daha üstün kerem, fikir ve tefekkürden daha makbul amel, sabırdan daha üstün iyilik, kibirden daha fena kötülük, rıfk ve mülayemetten daha yumuşak ilaç, akılsızlıktan daha büyük hastalık, haktan daha adil elçi, sadakatten daha doğru öğüt veren delil, tamadan daha zelil yoksulluk, istiften daha kötü zenginlik, sıhhatten daha güzel yaşayış, iffetten daha kolay geçim, huşudan daha güzel ibâdet, kanaatten daha hayırlı zahidlik, sükutu muhafazadan daha iyi koruyucu ve ölümden daha yakın gayb yoktur’cümleleridir.
Kimin kalbi Allah’ın nuruyla açılır inşirah ederse, o kişi gerçekten iman eder. Taklidi, resmi, görenek ve adetlere göre bir iman, anne, baba veya şehrindeki kimselere uyularak yapılan iman değil, Allah’ın nurunu kalbinde hissederek gerçekten halisane bir imana sahip olanların üzerine enaniyet perdelerinden hiçbir korku yoktur. Onlar hiçbir ikilemden dolayı mahzun olmazlar. Onlar vahdet nuruna ve kişiliklerine kavuşmuşlardır.
Kendine bir şey emânet edilmeyen güvenilmez kişidir. Mümin, insanların güvenle baktığı kimsedir.
İmanın Böylesi
Hz. Ebûbekir, yedi sene bir diş ağrısına yakalanmıştı. Fakat onu hiç kimseye söylemedi. Cebrail (as), bunu Resûlullah (sav)’e bildirince Efendimiz (sav):
- Şimdiye kadar bunu niçin söylemedin yâ Ebûbekir? dedi. Ebûbekir (ra)
- Dosttan gelen ağrıdan dolayı nasıl şikâyet edebilirim yâ Resûlallah! diye cevap verdi.
★ Cenneti umabilmek için en sağlam amel kalp temizliği ve malayaniyi terktir.
☆ Bir rivâyete göre 124, bir rivâyete göre 224 bin peygamber cennette 120 saf olacaktır. 80 safı ümmet-i Muhammed’dendir.
★ Kim imanın tadını bulmayı severse sevdiğini sadece Allah için sevsin. Hadîs-i Şerîf
☆ Dinin temeli ilâhi sevgi, kesin iman, müminleri sevmek, hükmü ilâhiye rızâ ve doğruluk. Sehl
★ Din insanlık tarihinde hakim olan en büyük güçtür.
☆ İmanın gereği hukuka riâyet, ahde sebat, ciddiyet, merhamet, yardımseverlik.
★ Kerem takvâda, şeref tevâzuda, yakin ve sağlam iman ise istiğnadadır. Hadîs-i Şerîf
☆ Allah’a ancak çağrısına teslim olmakla yaklaşılır, düşünmek ve hayalle değil.
★ İman ne kadar mükemmel olursa hürriyet o derece parlar.
☆ Şüphelilerden kaçınanlara Allah bütün müslümanların sevabı kadar sevap verir.
★ İmansız insan ya köledir ya zorba.
☆ Kimin eliyle bir kimse müslüman olursa onun için cennet vacip olur.
★ Allah’ım! Bana iman ver, onu bulmaları için başkalarına yardım etmeme müsade et.
✧ Allah amelden ancak ihlâsla yapılan ve rızâsı gözetileni kabul eder.
✦ Sâlih amel, iyi niyet, sabır ve ihlâstır. Sâlih amelin aşısı iç huzurudur. Bedeni namaz, malı zekat, gönlü muhabbetullah temizler.
✧ Gerçek temizlik müminlerin sizden hoşnut ve memnun olmasıdır. Her kul hangi amel üzere ölürse o amel üzere dirilir.
✦ Amellerin en faziletlisi gizli günahları terk etmektir. Antaki
✧ Takvâ ile beraber olan amel az değildir, zira o makbuldür. Hz. Ali
✦ Amellerin en hayırlısı, mümini sevindirmek, borcunu ödemek ve ona yemek yedirmektir.
✧ Zaman kaybına ve gaflete mucip olan toplantı ve meclislerden sakınınız. Hadîs-i Şerîf
✦ Sâlih ameli az olan kimsenin özü bir çok kimseye kapılmaya müsaittir.
✧ Sâlih kimseler şöhreti, şehveti ve dünyayı sevmeyenlerdir.
✦ Bildiğini bilenin arkasından gidin. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
✧ Dünyanın en kuvvetli insanı en fazla yalnız kalabilendir.
✦ Yaptığınız işler hep kötü ise beklentileriniz de kuruntu olur.
✧ Aklı öfke, dini haset, hayayı tama, amelleri gıybet yok eder.
✦ Alay, şaka, mizah insanın şerefini azaltır.
☆ Nasihat, nush kökünden türemiştir. Nush sözlükte bir kimsenin düzelmesini sağlayan sözü veya fiili araştırmak, bir şeyi saflaştırmak, dikiş dikmek, samimi olmak anlamlarına gelir.
★ Terim olarak nush, öğüt ve akıl verme, yol gösterme demektir.
☆ Nasihat, nush ile benzer anlama gelmekle beraber, aynı zamanda iyi ve faydalı olana bir çağrı, kötü ve zararlı olandan arındırmaya bir teşviktir. Nasihat aslında İslâmi davetin bir çağrısıdır. İnsanları Allah’a ve ona kulluk yapmaya davet edenler bir anlamda onlara nasihat ediyorlar demektir.
★ Basit kimse en küçük tenkitte çıldırır, akıllı ise eleştirenlerin fikrini kapmaya çalışır.
☆ Teftiş edildiği vakit sevinen, tenkit edildiği vakit gülen kimse büyük adamdır.
★ Edebi olmayanın ilmi, sabrı olmayanın dini, korku ve iffeti olmayanın Hakk’a yakınlığı yoktur.
☆ Ruha muhalefet gerilik, akla muhalefet delilik, nefse muhalefet velilik.
★ Riyakarlar ve dünyayı tercih edenler nasihatı kabul etmez.
☆ Eğer sen kendini kınayabiliyorsan başkaları seni kınayamaz. Sadi Şirazi
Cüneyd, rüyâsında İblis’i çıplak görür, ‘İnsanlardan utanmıyor musun? der. İblis:
– Şunlar insan mı ki? Asıl insanlar mescidde. Onlar ciğerimi yakıp tükettiler, der.
Cüneyd uyanınca erkenden mescide gider. Bakar ki orada, başlarını dizlerine koymuş düşünen insanlar var. Onu gördüklerinde ‘Pisin sözü seni aldatmasın’ dediler.
‘Kalp mârifet nûruyla aydınlanınca, şeytan vesvese veremez.’
Selmân (ra) şöyle anlatıyor: Allah'ın Rasûlü (sa)'ne, daha önce içlerinde bulunduğum din mensuplarını sordum: ‘Ey Allah'ın elçisi, namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar, sana iman ediyorlar ve senin peygamber olarak gönderileceğine şehadet ediyorlardı.’ Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.
Vahidî'nin rivâyetine göre ise; Selman, Rasûlullâh (sa)'a daha önceki ashabının kıssasını anlattığında Efendimiz: ‘Onlar cehennemdedirler’ buyurmuştu. Selman diyor ki: Sanki o anda dünyam karardı ama hemen akabinde ‘Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar...ve onlar mahzun da olmayacaklardır’ âyeti nâzil oldu da sanki üzerimden bir dağ kalktı.