65- Cumartesi günü balık avlamaktan men edilmişken haddi aşanları siz gerçekten bilirsiniz. Biz onlara: ‘Zelil ve hakir maymunlar olun!’ dedik.
Babalarıyla övünüp ‘biz onların izi üzerinde yürürüz, son peygambere ve onun getirdiğine inanmayız’ diyen Yahudilere (hezil, mantık yollu kelam ile) sanki, ‘Bırakın geçmişinizi de onların nasıl asi olup zelil maymunlar olduğunu bir anlatın’ deniyor.
Sizin babalarınızla övünmek neyinize? Bırakın övünmeyi de, onların aldıkları cezadan yaptıkları günahın büyüklüğünü anlayın.
Siz, asırlar önceki soydaşlarınızı bugünkü küfrünüze sebep kılıyor, onlarla övünüyorsunuz. Biz de, onların sizin gibi hudut tanımaz, Allah’ın kahr ı gadabına düçar olmuş zeliller olduğunu son peygamberin getirdiği kitapta mucize olarak bildiriyoruz. Bu olayı hepinizin bildiği muhakkak.
Allahu Teâlâ, Cuma gününü yahudilere ibâdet günü olarak verdi. Fakat onlar Cuma gününe itiraz ettiler, Cumartesi gününü istediler. Bu yüzden Allah (cc) onları Cumartesi balık avlama yasağı ile imtihan etti.
❀ ❀ ❀
Onlar, Dâvud (as)’ın zamanında kendisine ‘Eyle’ denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle, Medine ile Şam arasında, kızıldeniz sahilindeydi. Allah onlara Cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi. Bu durum, ya bu kavmi böylece imtihan içindi, ya da denizde çok balık ve Yunus balığının olmasındandı. Her Cumartesi günü, bütün balıklar Yunus balığını ziyaret etmek için toplanırdı. Başlarını ve kuyruklarını sudan çıkarır oynaşırlardı. Öyle ki, balıkların çokluğundan su bile görülmezdi.
Cumartesi günü geçtiğinde, balıklar ayrılırdı. Her biri denizin bir tarafına dağılır, diğer zamanlarda olduğu gibi çok az balık bulunurdu. Sonra şeytan onlara vesvese verdi. ‘Siz sadece Cumartesi günü balık tutmaktan nehiy olundunuz. Halbuki o gün daha çok balık oluyor. Siz esas o gün tutun’ dedi. Bazı kişiler, balık tutmak niyetiyle denizin kenarında havuzlar kazdılar. Oradan da suyu nehirlere döktüler. Cuma gecesi, bu havuzun başına giderlerdi. Dalgalar içinde çok az su bulunduğundan o havuzların içine düşen balıklar, çıkamıyordu. Böylece havuz, balıkla doluyordu. Pazar günü olduğunda da gelir o balıkları tutarlar, yerler, tuzlarlar ve satarladı. Bu şekilde malları çoğaldı zengin oldular. Bunu kırk veya yetmiş sene yaptılar, üzerlerine bir ceza inmedi. Ama üzerlerine ilâhi bir azabın inmesinden de korkuyorlardı. Üzerlerine herhangi bir azab gelmeyince, birbirlerini müjdelediler ve günahlara karşı daha da cesur oldular. Onlar, ‘biz bu işi yıllardır yapıyoruz, üzerimize bir bela ve azap inmediğine göre, Cumartesi günü balık avlamak muhakkak ki bize helâldir. Yoksa şimdiye kadar üzerimize azab inerdi’ dediler.
Yetişen yeni kuşak (çocukları da) babalarının yolunda gitti. Bir iki kere yapmakla zarar gelmedi. Bunu bütün şehir ehli yapmaya başladı.
Şehrin nüfusu, yetmiş bin kadardı. Cumartesi günü balık avlama konusunda şehir üçe bölündü.
Birinci sınıf, kendileri balık tutmadıkları gibi, halkı da bu kötü hareketlerinden vaaz ve nasihatleriyle alkoymaya çalışıyordu.
İkinci sınıf, kendileri balık tutmuyordu ama, halkı da bu hareketlerinden alıkoymak için çalışmıyordu. Kimseye de bir şey demiyorlardı.
Üçüncü sınıf ise, Cumartesi günü çalışma emrini çiğnemişti. Hiç korkusuz ve vicdanları titremeden balık avlıyorlardı.
İnsanları balık tutmaktan alıkoymaya çalışan ve nasihat edenlerin sayısı on iki bin kadardı. Şöyle diyorlardı:
- Ey kavmim! Siz Rabbinize isyan ettiniz. Peygamberinizin sünnetine muhâlefet ettiniz. Üzerinize bela gelmeden önce bu işi bırakın.
Onları alıkoymaya çalışanlar; ‘Vallahi sizinle aynı şehirde oturmayız’ dediler. Şehri duvar ile ikiye böldüler. Davud (as) onlara lânet etti. Yahudilerin bu ısrarı üzerine Allah onlara gadab etti. Bir gece hepsi maymun oldular. Onları nehyedenler sabahleyin onların evlerine geldiklerinde kapılarını kapalı gördüler. Hiçbir ses işitilmiyor, bacalarından duman yükselmiyordu. İki şehrin arasında bulunan duvara tırmandılar. Gençlerin maymun, yaşlıların hınzır olduğunu gördüler. Kuyrukları vardı. Kuyruklarını sallayıp, insanlardan olan akrabalarını tanıyıp, yanına sokuldular. Ama insanlar, maymunlardan olan akrabalarını tanımadılar. Maymunlar gelip, insanlardan olan akrabalarının elbisesini kokluyor ve ağlıyorlardı. İnsanlar:
- Biz sizi bundan nehyetmedik mi? diyorlardı. Onlar da:
- Evet! manasına başlarını sallıyorlardı. Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Bu hadise onların, maymun olduktan sonra, akıl ve anlayışlarının kaldığına işaret etmektedir.
İsyancı yahudiler vaaz ve öğütlere kulak asmadılar. Allahu Teâlâ da yahudileri mesh (insandan maymuna çevirmekle) cezalandırdı.
Cumartesi ashabının maymuna dönmesi üç gün sürmüş, sonra ölmüşlerdir. Onların nesli olmamıştır.
Daha önceki ümmetlerin cezaları, ya başka bir varlığa dönüştürülmek veya derhal yerin dibine geçirilmek şekliyle hemen dünyada verilirdi. Bu ümmetin cezası ise kalplerde olur. Kalplere verilen ceza ise, bedenlere ve nefislere verilen cezadan daha şiddetli ve ağırdır.
Allah (cc), Yuşa b. Nun’a vahyederek:
- Ben senin kavminin hayırlılarından kırk bin, şerliler den de altmış bin kişiyi helâk edeceğim, buyurdu.
Hz. Yuşa:
- Yâ Rab! Bunlar şerli oldukları için helâk olacaklar.
Fakat hayırlıların suçu ne?
Cenâb-ı Hakk:
- Onlar, benim gadaplandıklarıma kızmıyorlar. Bu sebeple onları da helâk edeceğim, buyurdu.5t
Dedelerinin maymuna dönüşmesinin intikamını almak için Darwin yüz yıldır insanların maymundan yaratıldığını öne sürerek insanlığı kandırıp itikatlarını sarsmakta, Cenâb-ı Hakk’ın yaratıcı, ahsen-i hâlık, musavvir vasfını inkâr etmektedir.
İnsanın kafasını maymun kafasıyla monte ederek ilk insanın maymuna benzediği safsatasını ortaya atmışlardır. Şu anda dünyanın birçok yerinde bu tez kaldırıldığı halde memleketimizde hala okullarda okutulmaktadır.