78- Yahudilerden bir kısmı, okuma yazma bilmeyen, Tevrat’ı bilmez câhillerdir; bildikleri ancak kuruntudur. Onlar yakin üzere değillerdir, ancak şüphe ve zanda bulunurlar.
‘ اَمَانِيَّ ’, insanın kendi hayalinde tasarlayıp varlığını kabul ettiği, olmasını temenni ettiği veyahut diline dolayıp durduğu şeylerdir. Batılılar buna ‘ideal’ derler. Dilimizde mefkûre diye tercüme edilir.
Emaniy, insanın kendi gönlünden geçirdiği, saplanıp kaldığı ve durmadan arkasından koştuğu bir düşünce, bir hayal, bir kuruntu demektir. Bunun bazıları gerçekleşmesi mümkün şeyler olsa da, çoğunlukla hiçbir delile dayanmayan kuru ve şahsi temennilerden ibarettir. Bundan dolayı emaniy, bâtıl idealler, evham ve boş hayaller mânâsına da kullanılır.
Hak, ağırdır. Ağır olduğu kadar da acıdır ve aynı zamanda faydalıdır. Bâtıl ise hafif ve aynı zamanda belâlı ve zararlıdır. Eğer tavsiyeme uyarsan, henüz erişemediğin, gaybda bulunan ve mutlak sûrette sana ulaşacak ölümden sevimli bir şey senin için olamaz. (Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Ömer’e vasiyetinden)
Bir hakkı açıklamaktan, bir bâtılı reddetmekten, bir hikmeti yaymaktan ve bir nimete şükretmekten başka dili tutmak gerekir. Çünkü kişinin yarısı dili, yarısı da kalbidir. Geri kalan, et ve kandır. Nitekim Resûlullah, ‘Akıllı kimsenin dili, kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman, önce kalbine başvurur. Konuşması lehine ise konuşur, yok aleyhine ise susar. Câhilin kalbi ise dilinin gerisindedir. Bu yüzden her diline geleni söyler’ buyurmuştur.