Sureler

Göster

Bakara Sûresi 134. Ayet

تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْۚ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

134- Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onları hak ettiği şey bekliyor, sizi de sizin kazandıklarınız beklemektedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu olmayacaksınız.


Cenâb-ı Hakk, geçmiş ümmetleri iyilerinden-iyiliklerinden örnek, kötülerinden-kötülüklerinden ibret alalım diye anlatıyor. Geçmişle övünelim ya da geçmişi suçlayalım diye anlatmıyor

Herkes geldi, aynı sıralarda imtihan olup gitti. Çalışan, o gün de bugün de kazanır. Kimse kimsenin yaptığından mesul değildir. Çünkü bir evvelki ümmetle karşılaşmamış, birbirini mesul kılacak bir konumda olmadılar.

Buna rağmen âyet, orta dereceli ism-i işaretle başlamış ‘Şu ümmet’. Az önce hala izlerini, bâkiyelerini gördüğünüz bir ümmet. Onların gelip geçtiğini anlatırken mazide kesinlik ifade eden ‘ قَدْ ’ harfi getirilmiş. İsim cümlesindeki ‘ إِنَّ ’ ve ‘ أَنَّ ’ gibi.

Bu ve benzeri tekit harfleri muhatabın ya bilmediğinde, ya inanmadığında, ya da gafletinde, umursamaz davrandığında kullanılır. Bu kurala göre âyeti tefekkür edersek:

1- Bir gün kendisinin de anlatılan bir hikaye olacağını, unutulup gideceğini, sahip olduğu herşeyi bırakıp sadece yapmış olduğu amelden başka hiçbir şey götürmeyeceğini hesap etmeden, hırsla dünyanın süsüne, lüksüne dalan, âhirete ait hiçbir çalışması olmayan güruh.

2- Ara ara ölüp gideceğini düşünmekle beraber, asli görevi olan kullukta gevşek davrananlar.

3- Görevini yapmakla beraber gerekli özeni göstermeyen gâfil gurup.

Bu durumda geçmişten ders almak, zamanını iyi değerlendirmek, âleme ibret olmaktan korkmak konusunda çoğumuzun sınıfta kaldığını hissediyoruz âyetin bu telkininden.

Bazen de tarihten bahseder, yazar, çizer, vird gibi okullarımızda her yıl tekrar ederiz de, bir türlü sonuç çıkarıp ders almayız. Sadece birilerini yerin dibine batırır, birilerini göklere yükseltir, hatta bu yüzden kavgalar, düşmanlıklar ve ayrılıklar olur aramızda.

Ya da mevtaların ardından ileri geri konuşur, yakınlarını üzeriz, onların ruhunu incitiriz. Yasaklanmış olmamıza rağmen bu konuda cidalimizi sürdürürüz.

Ya da olmadık övgüler, abartmalar yaparak iki cihandakilerin moralini bozarız.

Oysa iyi olsun kötü olsun, şahıslardan bahsetmek bayağı insanların, olaylardan bahsetmek orta derecedeki kimselerin, sonuç ve ibretlerden bahsetmek faziletli kimselerin işi olduğu tesbit edilmiştir.

Cezayı, mükafatı biz vermeyeceğimize, veremeyeceğimize göre, başkalarının yaptığından sorumlu değiliz.

Ancak ceza ve mükafatla karşılaşacağımız muhakkak olduğuna göre, kendi yaptıklarımızdan mes’ulüz. Asıl dersimiz, derdimiz bu olmalı.

Görevlerimize müdrik olup, yapacağımızı-yapmayacağımızı iyice öğrenip gücümüzü, teveccühümüzü, düşüncelerimizi bu yöne yönlendirmemiz gerekir.

Asıl yolu bırakıp tali yollara saparak sırât-ı müstakimden ayrılmamamız ikaz ediliyor. Şimdi silkinip kendimize gelmenin zamanı. Son pişmanlık ele geçmez.

Efendimiz (s.a.v.), ‘Başkasının ayıbını hatırladığınızda hemen kendi ayıbınızı hatırlayın’ buyurarak gönül ekranlarımızı âlemin kusurlarından pak tutmamızı tembihliyor.

Böylesi hem gönül berraklığımıza, hem muhabbet bağlarımızın kopmamasına, hem de insanı maddi-mânevi hasta eden menfi enerji yaymaktan korur, kurtarır.
 

        ❁   ❁   ❁


Ümmet: İmam kökünden alınmış bir çoğul isimdir ki, çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan bir cemaat demektir. Yani bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup, düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli insan grupları üzerine hakim olan bir topluluktur. Diğer bir tabirle ümmet, imamet-i kübra sahibi cemaattir. Cemaatlara göre ümmet, fertlere göre imam gibidir. Demek ki ümmet, hakim bir milletin fertlerinden meydana gelmiş olan bir sosyal toplumdur.