Sureler

Göster

Bakara Sûresi 138. Ayet

صِبْغَةَ اللّٰهِۚ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ صِبْغَةًؗ وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ

138- Biz Allah(c.c.)’ın boyasıyla boyanmışızdır. Allah(c.c.)’tan daha güzel boyası olan kim? İşte biz O’na kulluk edenleriz.


Tahrif edilmiş bâtıl dinlerini deşifre sadedinde onların vaftiz boyasını dile getirmeden ‘Allah’ın boyası’ şeklinde müşakale tarzı târizde bulunuyor.

Hristiyanlar, her doğan çocuğun suçlu olarak geldiğini, ancak sarı bir suya batırarak temizlendiğini öne sürüyorlar. Cenâb-ı Hakk onu reddediyor. Onların bu uydurma boyaları ne temizdir, ne temizleyici. Üstelik dünyaya gelen her çocuk İslam fıtratı üzere geliyor, sonra ebeveyni onun fıtratını bozarak kendi dinlerine sokuyor. Şaraba ekmek batırıp yiyorlar; onu güya çarmıha gererek öldürdükleri İsa’nın kanı kabul edip böyle arındıklarını sanıyorlar. Pazar günleri kiliseye gidip para karşılığı günah çıkartıyorlar.

Bu ve benzeri uydurma dindarlıklarını kınayarak asıl uyulması gerekenin Allah’ın dini olduğunu ‘Allah’ın boyası’ terkibiyle istiare yapıyor.

Daha açık bir ifadeyle; din-i mübini öyle yaşayıp hayatınıza öyle geçirmelisiniz ki, boya gibi içinize sinsin. Günahlarınıza öyle tevbe etmelisiniz, öyle dönüş yapmalısınız ki, eski hali hatırlatacak hiçbir eser görünmesin, tıpkı boyanın önceki hali kapattığı gibi.

Boya kaliteli, boyacı usta, boyanan da boyaya elverişli olursa, netice tabii ki güzel olur.

‘Sıbga’ kelimesi din anlamında kullanıldığı gibi, fıtrat manasına da kullanılmaktadır. Fıtrata dil uzatan hristiyanlara ve benzerlerine cevaben ‘boşuna avam halkı kandırmaya çalışmayın. Allah’ın yaratması, fıtratı en güzel fıtrattır. Ondan daha güzeli hiç kimse için asla mümkün değildir. Meful-ü mutlak cümlesi ile tekit, nevi, adet manaları da bu hükmü daha da kuvvetlendirmektedir.

‘Hiç yaratan bilmez mi?’ ‘Yaratmak da emir de O’na aittir’ âyetleri de bize gözteriyor ki; yeri-göğü bütün alemleri yaratan, idare eden, sanatında, kudretinde, ilminde hiçbir fütur, hiçbir uygunsuzluk, eksiklik olmayan Zât-ı Zülcelal’in kullarını idare etmek, onları iki cihanda mutlu, huzurlu kılmak için koyduğu kanunda (dinde) bir eksiklik olması hiç mümkün müdür?

Cenâb-ı Hakk, ‘Söyleyin’ emriyle kullarına bu gerçeği ilan etmelerini bildirirken cümle sonunu ‘Biz ona ibâdet edicileriz’ cümlesi ile bitiriyor. Sadece ve sadece kendisine tapılacak, buyruklarına itaat edilecek olan Allah olduğu gerçeğini yani konunun başında geçen ‘hanif’ tabirini tefsir etmektedir.
 

           ✺   ✺   ✺


Deyin ki; biz, Allah boyası olan ve yaratılıştan gelen iman ile iman ettik, sudan imana, sun'î (yapay) boyaya tenezzül etmeyiz. Maddiyatta, tabiatta ve bütün kâinatta, O'nun boyasından daha güzeli var mıdır? Ağaçlara, otlara, çiçeklere, bilhassa insanların simalarına ve göz renklerine şöyle bir göz atınız, onlardaki doğuştan boya ile insanların sonradan sürdüğü sun'î boyalar arasında güzellik bakımından ne kadar büyük fark olduğunu görürsünüz.

Din fıtrî bir din, iman ilâhî bir iman, temizlik doğuştan bir temizlik, güzellik doğuştan bir güzelliktir. Sonradan elde edilen bütün temizlik ve güzellik, aslında doğuştan gelen güzellik ve temizliğin korunmasına yöneliktir. İnsanları bir paçavra boyar gibi, renkli bir suya sokup çıkarmakla elde edileceği sanılan iman, sudan bir imandır, temelsiz bir dindir.

İman ile dini bir boyaya benzetmek gerekirse, biz Allah boyası olan bir fıtrî iman ile ve Allah tarafından boyanmış olmayı üstün tutarız. Maddî ve mânevi bütün temizlik çabalarımız ve güzelliklerimiz hep ilk oluştan, doğuştan gelen temelin muhafazasına yöneliktir. İslâm dini ve tevhid imanı, insanların Allah tarafından boyanmasıdır.