Sureler

Göster

Bakara Sûresi 149. Ayet

وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ ۖ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ ۗ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

149- Çıkıp geldiğin her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu Rabbinden gelen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.


Yüzün Mescid-i Haram’a çevrilmesi tekrar tekrar beyan edildi. Çünkü kıble konusu çok önemlidir. Kıblenin neshi şeytanın insanlara vesvese verdiği, fitne çıkarmak isteyenlerin kullandığı bir konudur. Bu bakımdan üst üste tekrarı gerekir. Her tekrarda ayrı bir hikmet vardır.

Görüldüğü gibi ‘Kıbleye dönün’ emri üç kere tekitle gelmiş. Bir konu ne kadar inkar ediliyorsa ona delil ve tekit getirilmesi o kadar elzem olduğu meani kaidesi olarak bilinmektedir.

Bu da şunu gösterir: İnsanlar delil yetersizliği yüzünden, bilgi eksikliğinden ya da alışageldiği bir durumu değiştirmekten zorlanıyorsa ona yardımcı olmak gerekir. Bu bir merhamet ve şefkat gereğidir.

İnsanların dini konularda cehli, şüphesi, tedirginliği giderilmeli ki görevini aşkla şevkle yerine getirebilsin. Dalgalı denizler sakinleşsin, fırtına dursun ve sahibi hak yola revan olabilsin. Şüpheler, tereddütler ve onların oluşturduğu vesveseler yolcuya engel olmasın. Deliller şüphe derdine dermandır. Ama imansızlık, bilgisizlikten, tereddütten değil de cühudi inkar dediğimiz bile bile hased, kibir, şöhret kaynaklı bir inkarsa, delil burhan ona kar etmez. Velev ki Hakk’tan hidâyet ola...

O halde dinimizin bütününü anlatmadığımız, şüphelerine delil getirmediğimiz kimselere buğzetme hakkımız olmadığından kolları sıvayıp dini hükümleri en güzel bir şekilde öğrenip, akli nakli delillerimizi çoğaltarak, istidlali imanı kuşanarak tebliğ vazifemizin hakkını vermeliyiz. Tıpkı Rabbimizin ilk neshedilen hüküm olması hasebiyle kıble hükmünü üç kere zikredip şüpheye medar bırakmadığı gibi.

İlk emir Efendimize ﷺ özel, ikincisi tüm mü’minlere hazarda kıbleye yönelme emridir. Üçüncü emir de yine genel, seferdeki kıble hükmünü bildirmektedir.

Nereden sefere çıkarsan yönünü Mescid-i Haram’a çevir. Ardından ‘Muhakkak ki o Rabbinden bir haktır.’ İki tekit edatıyla tekit edilerek kıblenin farziyeti şüphe kalmayacak şekilde beyan buyrulmuştur. (İnkâri kelam)

Bu ısrarlı tekitler bir de bize ‘Kıbleye! Kıbleye! Kıbleye!’ diye huzuru ilâhiye yönelip, haktan uzaklaştıracak masiva kapsamına giren nefis, heva, dünya, şan, şöhret, şeytan, tv, internet gibi aldatıcılardan men ederek doğru yola çağırmaktadır. Yoldan çıkıp başka yere çarpacak olan kamyonu uyarmak üzere ‘Hop! Hop! Hop!’ diye üç tekrarla ikaz edildiği gibi, yönünü, yöntemini, gidişini, niyetini, fıtratını, tiynetini değiştirmek üzere olanları ya da yoldan çıkmışları uyarıyor:

‣ İyiliği umulmayan, kötülüğünden emin olunmayan muamma kişiler olmayın. Rabbinizin Mü’min, Müheymin ﷻ isimlerini düşünün.

‣ Soysuz, uğursuz, ne idüğü belli olmayan, cahil, toy, meçhul, ham kimselerden olmayın. Rabbinizin Müzill (zillete düşüren), Mudill isimlerini unutmayın. Allah’ın ﷻ ancak kendine yönelenleri hidâyet edip mütekebbir cebbarları hidâyet etmeyeceğini akıldan çıkarmayın. (Ra’d, 27)

‣ Metruk arazi gibi kendinizi boşluğun, gevşekliğin kollarına atmayın. Fırsatı ganimet bilin. Rabbinizin “Nasıl harcanıyorsunuz” (Yunus, 32) ikazına kulak verin.

‣ Damgasız hayvan, camisiz cemaat, hak yolda dindaşı, yoldaşı olmayan, başıboş, bağlantılarını koparmış, ipleri atmış, hali bir hoş, hayatı sarhoş olmayın. Allah’ın vaslını emrettiği şeyleri koparmayın. Kopmayın, ayrılmayın, sonra tefessüh eder dağılırsınız.

‣ “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın” (Âl-i İmran, 103) emr-i ilâhisini görmezden gelmeyin.

‣ Ahmak olmayın. ‘Sizin en akıllınız Allah’tan en çok korkanınızdır’ kavli nebisi ile amel edin. Aklınızı iyi kullanın.

‣ Müellifi bilinmeyen kitap gibi, kendinizi haktan soyutlamayın. Rabbinizi bilip O’na itaat edin. Nefsinizi bilip ona muhalefet edin.

‣ Rahata, süse, lükse, refaha dalmayın. Kendinize gelin, silkinin, sıçrayın, uyanın, uyandırın.

Bir ömür Kur’ân’da geçen kelimelerin lügat ilmiyle meşgul olsak, her kelime üzerinde günlerce çalışsak Rabbimizin kelimelerinin anlamının bitmeyeceğini “Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa Rabbinin kelimeleri tükenmez” (Kehf, 109) âyetiyle bilip inanıyoruz. Bu, ‘Kur’ân anlaşılmaz’ manasında değildir. Bilakis mananın çokluğunu, denizin derinliğine ömürlerin yetmeyeceğini anlamalıyız..

Bu âyette geçen on iki kelimeden sadece ‘Gafil’ kelimesini lügat manalarının az bir kısmını mütalaa etmeye çalıştık, bir fikir, bir örnek olsun, ufkumuzu açsın diye. Bir de âyetteki on iki kelimenin lügat, ıstılah, iştikak yönlerini inceleyip düşündüğümüzde zamanların, sayfaların, takatların yetersiz olduğunu anlıyoruz.

Tefsir-i Kebir’de kelimelerin iştikakı denilen; harf yerlerini değiştirerek mahreç yakınlıklarını göz önünde tutarak, bablara göre manasını hesaba katarak incelediğimizde birçok kelimenin yüz yirmi kalıp, bir o kadar mana ifade ettiğini görüyoruz. Mananın geniş olması yıldırmak, korkutmak, uzaklaştırmak maksadıyla değil. Bilakis Kur’ân’a çok zaman ayırmaya, çok mütalaa yapmaya, derin denizlerde inci mercan arayan dalgıçların merakını, cesaretini ve donanımını kuşanmaya teşvikvardır. İnsan ve cin şeytanlarının telkin ettiği ‘Kur’ân anlaşılmaz, sadece okunur’ tezi batıl ve yanlıştır.

Sonra tehditvâri bir tarzda ‘Allah yaptıklarınızdan gafil değildir’ buyuruyor.

O; bütün yaptıklarınızı da, mefhum-u muhâlifiyle yapmadıklarınızı da bilir. Tariz yoluyla; O sizden gafil değil ama siz gafilsiniz, diye kullarını ihsan makamına davet ediyor. Yani siz onu görmüyorsunuz, ama O sizi görüyor. ‘Allah’ ism-i zahiriyle tecrid yapıp cümleyi tekitliyor.

Buud ve mücaveze (uzaklık, haddi aşmak, geçmek) anlamında olan عَنْ ile getirerek amellerimizdeki ifrat tefrite işaret ederek itidale çağırıyor. Amel kelimesini istimrar (devam) teceddüd (yenilenme) ifadesi taşıyan muzari fiille getirip yerimizde saymamaya, daima terakki etmeye, haktan, gerçekten, ihlastan, rızâ-i ilâhiden uzaklaşmamaya işaret ediyor.

‘Gaflet’in lügat anlamı; dalgınlık, dikkatsizlik, yanılma, ihmal demektir. Gaflet, bir şeyin gerekliliği ortada iken bunu idrak etmediği için insana arız olan yanılgı hali ve zamanın geçirilmesidir.

‘Gaflet’ kelimesinin lügat manalarını düşünürsek şu ikazlarla karşılaşırız:

‣ Uyanık bulunun. Çünkü Rabbiniz ne uyur ne uyuklar.

‣ Dikkatsiz olmayın çünkü Rabbiniz ne unutur, ne şaşırır.

‣ İhmal etmeyin. Rabbiniz imhal eder (mühlet verir), ama ihmal etmez.

‣ Gafil avlanmayın. Rabbiniz size gerçekleri en güzel şekilde beyan ediyor, tuzağa düşmeyin.

‣ İşi pişkinliğe vererek habersizmiş gibi olmayın. Allah’ın mekrini unutmayın.

‘Kur’ân’ı okuyun ve ağlayın, ağlayamıyorsanız ağlamaya çalışın’ hadisi şerifini göz ardı edemeyiz. Bu hadiste vasıtalı kinaye vardır.

Yani Kur’ân’ı bilinçli, aklınıza, gönlünüze yatırarak, düşünerek, hislenerek okuyun. Ancak o zaman ağlayabilirsiniz. Bunu yapamıyorsanız, yapacak hale gelmek için kendinizi geliştirin. Bu yönde ilminizi arttırın. İhlasla “Rabbim ilmimi arttır” (Taha, 114) duasını da fiili duanıza derç edin ki anlayasınız ve ağlayasınız. Etkilenip yaşam tarzı haline getiresiniz. Kur’ân’ın bir kulluk kitabı, hidâyet rehberi olduğunu fark edesiniz. Vema tevfiki illa billah!

“Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” Bu cümle kıbleye yönelme emrinde gevşeklikten sakındırma ifade eder.

Maddi olsun manevi olsun menfaatlerinin farkında olmadan yaşayan, gerçeklerden habersiz olan ya da onlara kayıtsız kalan insan, Kur’ân’da gafil sıfatıyla nitelenmiştir.


Te’vilâtı’n Necmiyye’den...

وَمَا اللهُّ بِغاَفِلٍ عَمَّا تعْمَلوُنَ Allah sizden gafil değildir. Onun tevfiki olmadan amel edemeyeceğinizi bilin.

 

Belagat

Ayet bundan önceki geçen ayetteki “Yüzünü Mescidi Haram’a çevir” emri üzerine atfedilerek kıbleye yönelmenin namazda farz olduğunu ve bu yönelme olayının basite alınmaması gerektiğini ifade etmek için îrad edilmiştir. Ayette ‘çevir’ emrinin bulunduğu cümle talebi inşa-i bir cümledir ve emir gerçek anlamında kullanılmıştır.

Emrin kendi anlamı dışında kullanıldığı diğer amaçların başlıcaları ise şunlardır: İbaha, nedb, irşad, dua, iltimas, temenni, tahyir, tesviye, taciz, tehdit, tahakküm-ihane, teshir, tedip, ikram, imtinan, devam, itibar, inzar, izin, tekvin, taaccüb, tekzib, meşvere, teşvik, ihtikar ve tefviz.