173- O size yalnız hayvan ölüsünü, kanını, hınzır etini ve Allah’tan başkası için kesilmiş olanı kesin olarak yasaklamıştır. Fakat kim bunları yemek zorunda kalırsa, -başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret miktarını da aşmamak şartıyla- ona günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Yüceler yücesi, Rezzâk-ı hakiki olan Mevlamız, dünya ve içindekileri biz insanlara musahhar kılıp, nice çeşniler arasında bizi serbest bırakmış. Ancak bir maslahat için yaratılmış, yenilmesinde bizim için zarar olan, maddi-manevi hayatımızı paramparça eden, değerimizi düşüren, nefsimize, neslimize, mukaddesatımıza mazarrat olan şeyleri bize yasak eylemiş. Ta ki canımıza, cananımıza, hemcinslerimize zarar vermeyelim.
Âyetin kasır edatıyla başlaması haram olanların kısıtlı, sayıya gelecek kadar az olmasını remz eder.
Üstelik hadislerle haramların zararları tek tek anlatılıp izah edilmiş.
Yeter ki biz bu haramlardan kaçıp huzur içinde yaşayalım. Vücudumuzun gümrük kapısı olan ağzımıza girenleri çıkanları kontrol etmek, beden ülkemizin düşmanlardan korunmasının ilk adımıdır. Aksi halde ülkenin sınırlarını ihlal etmiş, düşmanlarımıza fırsat vermiş oluruz.
En önemli ve hayati ihtiyaçlarımızdan biri, yemek-içmek olduğu için Rabbimiz, bir önceki âyette ‘Helal, temiz yiyin’ emrini ferman buyurduktan sonra yemek hususundaki haramları bu âyette sıralamış. (İbhamdan sonra izah ve muraat-ı nazır, tefri sanatlarıyla meseleyi izah etmiş.)
Maide Sûresi’nde tafsilat verildiği üzere ne sûrette olursa olsun, kesilmeden ölmüş hayvan eti haram kılınmıştır. Çünkü kanı akıtılmayan hayvanın eti on dakikaya varmadan mikroplaşır. Gıda yerine dert, hastalık olur. Alimlerimiz ‘Eğer kan içmek helal olsaydı insanoğlu hayvan kanı yiye yiye bağışıklık kazanır, bulamayınca da insanların kanını yerlerdi. Bu da çok büyük bir cinayet olurdu’ demişlerdir.
Hınzır çevreci olarak yaratılmış, her tür pisliği yiyip yeryüzünü temizler. Bu yüzden de bünyesinde insana zarar veren tenyalar oluşur. Sağ insanı hasta eder. Hınzır eti çok yağlıdır. Yenildiğinde bu yağ kana geçer, kan, yağ tanecikleriyle dolar. Bu yağ; atar damarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalb krizine sebep olur.
Ayrıca, hınzır yağı içerisinde ‘sutoksin’ denilen zehirli maddeler mevcuttur. Bu zehirli maddelerin vücuttan atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışmaları icab eder. Bu durum, bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi ile kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal şekilde şişerek, adeta hınzıra benzer. Bu sebeple, bu hastalığa ‘hınzır hastalığı’ (skrofuloz) adı verilir.
Hınzır etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu, kükürt yönünden çok zengindir. Bu sayede, vücuda fazla miktarda kükürt alınır. Bu fazlalık; kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar.
Hınzır eti devamlı yenirse, vücuttaki sert kıkırdak maddesinin yerini, hınzırdan geçen sümüksü bağ dokusu alır. Kıkırdak yumuşar; eklemlerde bozulmalar meydana gelir. Hınzır eti yiyenlerin elleri pelteleşir, yağ tabakaları teşekkül eder.
Hınzırda büyüme hormonu da çok fazladır. Doğduğu zaman birkaç yüz gram olan hınzır yavrusu, altı ayda yüz kiloya erişir. Hınzır etiyle fazla miktarda alınan büyüme hormonu, vücutta doku şişliklerine ve iltihaplanmalara yol açar. Burun, çene, el ve ayak kemikleri anormal şekilde büyür ve yağlanır. Büyüme hormonunun en kötü etkisi de, kanser gelişimine zemin hazırlamasıdır. Nitekim hınzır kesim işiyle uğraşanlar, erkek hınzırların belli bir yaştan sonra kansere yakalandıklarını ifade ederler.
Hınzır etinin ihtiva ettiği histamin ve imtidazol denilen maddeler, deride kaşıntı yapar. İltihabi deri hastalıklarına zemin hazırlar.
Bu maddeler ayrıca; kan çıbanı, apandisit, safra yolları hastalıkları, toplar ve atar damar iltihapları gibi hastalık ihtimallerini artırır. Doktorlar, kalb hastalarına hınzır eti yememelerini tavsiye ederler.
Tüm bunların yanı sıra, insanlar yedikleri yiyeceklerden maddi-manevi etkilenir. Karakterinde değişiklikler olur. Hınzır kıskançlığı olmayan bir hayvandır. Bu yüzden onun etini yiyenler eşlerini kıskanmaz, namus kavramları yara alır.
Genel olarak hüküm; et yiyen hayvanların eti haram, ot yiyen hayvanların eti helaldir.
Eti yenen büyük baş hayvanlar kesilirken Allah’ın ﷻ adı anılarak kesilmesi farzdır. Aksi halde yenmez. Putların veya Allah’tan gayrı birinin adına kesilmiş olursa yine haramdır. Çünkü onları Allah yaratmış, ancak Allah adıyla kesilmelidir. Allah’a ait bir canlı asla O’ndan izinsiz ve O’ndan gayrının şerefi için kesilmez. Kesilirse murdar olur, tıbbi olarak da isbat edilmiştir.
Besmele ile kesilen hayvanda mikroplaşma görülmüyor...
Suriye'nin muhtelif üniversitelerinde farklı tıp alanlarında uzman 30 profesörden oluşan bir araştırma grubu, Şam'da üç sene süreyle Besmeleyle kesilen hayvan etleriyle Besmelesiz kesilen hayvan etleri arasındaki farkı ortaya koymak üzere incelemelerde bulundular.
Bilim adamları, hayvan ve kuş kesimi esnasında çekilen Besmelenin etler üzerinde, tam manasıyla mucize denilebilecek etkisi olduğunu gördüler. Grup adına açıklama yapan Prof. Dr. Halid Halave, laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar tesbit edilirken, Besmele ile kesilen hayvan et dokularında ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade ederek, araştırmanın bu sürpriz sonucu insan sağlığı açısında tıpta bilimsel bir devrim olduğunu belirtti.
Besmele ile kesilen kuş, sığır ve küçük baş hayvanların etlerinden ve besmelesiz kesilen aynı hayvanların numune etleri kuru bir ortamda 48 saat bekletildi. 48 saatlık zamanın sonunda Besmele ile kesilen hayvan etleri numuneleri açık kırmızı gül rengi alırken, besmelesiz kesilen et numuneleri ise, siyaha yakın koyu kırmızı bir renk aldı. Buna ilaveten Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba da rastlanmadı. Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler, dokularındaki kanlarda iltihaplı akyuvarlar ve alyuvarlar tesbit edildi.
İslâmî usule göre kesilen hayvanların daha az eziyet çektiği ve etlerinin de daha sağlıklı olduğu belirtilirken, Batıda uyuşturularak öldürülen hayvanların kanı vücutta kaldığı için, etlerinin daha çabuk bozulduğu, bu nedenle hemen donduruculara konularak muhafaza edildiği, İslâmî usûle göre kesilen hayvan etlerinin ise hemen kasaba gönderilip akşama kadar bozulmadan durabildiği ifade edildi.
Ancak yiyecek hiçbir şey bulamayıp açlıktan ölecek durumda mecbur kalan kimseye haddi aşmadan, helal benimsemeyerek canını kurtarmak için müsaade edilmiştir. Günah sayılmamıştır. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir. Kullarına merhamet eden, affedendir.
Meytenin haram kılınışından örfen anlaşılan mana, onun etinin yenmesinin haramlığıdır.
مَيْتَة / Meyte; kesilip kanı akıtılmadan canı çıkan hayvandır. Lügat bakımından, niyetli bir kesme, vurma olmaksızın, bir afetle ölen hayvan leşidir. Maktül (öldürülen) ile meyyit farklıdır.
Şer’an meyte, ‘kesilmeyen hayvan’ demektir. Ya gerçekten kesilmemiştir, ya da şer’î şartlara uygun olmaksızın kesilmiştir. Leş, insan sağlığına zarar verdiğinden bil ittifak haramdır.
Meyte (leş):
˗ Kuyuya düşüp boğulan (veya susuz kuyuda ölen)
˗ Suyun içine düşüp boğulan
˗ İple boğulan
˗ Yüksek bir yerden düşüp ölen
˗ Boğulan (ağ ile)
˗ Birinin boğazını sıkmasıyla öldürülen,
˗ Tahta, sopa veya odun ile vurularak öldürülen
˗ Süsülmüş (iki hayvanın birbirini boynuzlayarak öldürmeleri)
˗ Yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp, öldürülen
˗ Bilerek üzerinde besmele terk edilen hayvanlar ve benzerleri.
‘Canlı bir hayvandan parçalanıp ayrılan her şey meytedir.’ Bu hadis, kıl, kemik ve diğer şeylere şamildir.
Murdar ölmüş bir hayvanın herhangi bir parçasından hiçbir sûrette faydalanılamaz. Çoban köpeği ve av için eğitilmiş hayvanlara dahi o etten yedirmek haramdır. Çünkü murdar bir eti onlara yedirmek de bir nevi menfaatlenmektir.
‘Allah ﷻ yahudilere lânet etsin. Cenâb-ı Hakk hayvanların iç yağlarının yenilmesini haram kılmıştı. Onlar ise iç yağlarını eriterek sattılar. Karşılığında aldıkları paraları da yediler’ hadisi şunu gösterir: Haram bir şeyi yemek haram olduğu gibi, onu satıp karşılığında alınan parayı yemek de haramdır.
Ölmüş bir hayvanın herhangi bir uzuv ve organını satarak faydalanmak caiz değildir. Yalnız bazı istisnai hükümler bundan hariçtir.
˗ İmamı Âzam, kıl, yün ve cansız şeylerin meyte olmadığını söylemiştir. Çünkü bu tüyler ve kemiklerden faydalanılır, bozulmaz ve kokuşmazlar. Bu sebeple, dabaklanmış deri gibi, bunların temiz olduklarına hükmedilir.
Ebû Hanife (r.a) şöyle demiştir; ‘Suda, akıcı kanı olmayan bir hayvan öldüğünde, su ister az, isterse çok olsun, bozulmaz.’
˗ Deri. İmâm Ebû Hanife, hınzır derisi dışında bütün deriler dabaklanma sûretiyle temizlenir, demiştir. İmâm Şâfiî ise, hınzır ve köpek derisi temizlenmez, bunların dışında bütün deriler temizlenir, der.
˗ Kesilen hayvanın karnından çıkan ölü cenin. Ebû Hanife’ye göre yenilmez. Eğer, annesinin karnından diri olarak çıkarsa, mübarek hayvanlar gibi kesilir ve yenilir. Şâfiî, Ebû Yusuf, İmâm Muhammed, yenileceğini söylemişlerdir.
˗ Murdar koyunun sütü. Ebû Hanife, murdar koyunun sütü ve ondan yapılan peynir temizdir derken, Şâfiî ve İmam Malik, bu süt ve peyniri helâl saymamıştır.
˗ Balık ve çekirge. ‘Bize iki meyte ve iki kan helâl kılınmıştır. İki meyteye gelince, bunlar çekirge ile balıktır. İki kana gelince, bunlar dalak ile ciğerdir.’ Hadis-i Şerif
İmamı Şafi, İmam Ebû Hanife: Yakalanan ve ölü bulunan çekirgeleri yemede bir sakınca yoktur.
Abdullah İbn Ebî Evfâ (r.a) şöyle demiştir: Hz. Peygamberle beraber yedi savaşta bulundum. Bu savaşlarda hep çekirge yedik. Başka bir şey yemedik. Resûlullah ﷺ, çekirgenin öldürüleni ile kendiliğinden öleni arasında bir fark gözetmedi.
Cabir (r.a) rivâyet etmiştir: Ebû Ubeyde bin Cerrah ile Kureyşlilerin bir kervanının önünü kesmek için Bahil’e gitmiştik. Azığımız da bir dağarcık hurmaydı. Sahile yaklaştığımızda uzaktan bir kum yığını görünüyordu. İyice yaklaştığımızda onun kum yığını değil, ölmüş bir balina olduğunu gördük. Ebû Ubeyde bin Cerrah önce ‘Bu, ölmüştür, yenilmez’ dedi. Fakat daha sonra ‘Biz Allah’ın elçisinin elçileriyiz. Resûlullah ﷺ bizi göndereceği vakit ‘Yeme-içme hususunda sıkıntıya düştüğünüz vakit, ölmüş bir şey de bulsanız yeyin’ buyurdu’ dedi. Bunun üzerine orada kaldığımız on beş gün, balinanın etinden yiyerek kilo aldık.
Medine’ye dönüp de yediğimiz bu ölmüş balina hususunu sorduğumuzda Resûlullah ﷺ, ‘O’nu ancak Allah ﷻ size rızık olarak denizden çıkarmıştır. Sizde onun etinden hâlâ var mı? Varsa getirin, ben de yiyeyim’ buyurdu. Bunun üzerine onun etinden Resûlullah’a ﷺ gönderdik. O da ondan yedi.
‘Deniz suyu temiz; meytesi de helal olandır.’ İbn Mâce, Tirmizi
Suyun yüzüne çıkan balık da, suda kendiliğinden ölen balıktır. Bu sebeple İmâm Malik ve Şâfiî (r.a), bu balığı yemede bir sakıncanın bulunmadığını söylemiş, Ebû Hanife mekruh olduğunu söylemiştir.
‣ Hem suda hem de karada yaşayabilen hayvanlardan, Kaplumbağa, kurbağa, yengeç, yılan, timsah, su köpeği, vb. yenilmesi helâl değildir. Çünkü bunlar pis hayvanlardır. Yılan ayrıca zehirlidir. Peygamber ﷺ kurbağanın öldürülmesini yasaklamıştır. Onu yemek helâl olsaydı, öldürülmesini yasaklamazdı.
Yabani hayvanlardan, azı dişi olan bütün hayvanlar ile uçan kuşlardan pençeli bütün hayvanların yenilmesi haramdır. Çünkü bunlar leş yerler.
‣ Sadece karada yaşayan hayvanlar üç türlüdür:
a) Hiç bir şekilde (akan kanı) olmayan hayvan: Sinek, arı, kurt, domuzlan böceği, hamam böceği, akrep, zehirli hayvanlar ve benzerlerinin -çekirge dışında- yenilmesi helâl değildir. Çünkü bunlar hoşa gitmeyen pis şeylerden olup selim tabiat sahibi kimseler bunları yemekten tiksinirler. Yüce Allah, “Ve onlara pis ve murdar şeyleri haram kılar” (A’raf, 157) buyurmuştur.
b) Yılan, zehirli keler, her türlü haşerat, fare, at sineği, kirpi, çerboğa ve keler gibi yerde yaşayan haşeratın tümünü yemek, tiksinti verici ve zehirli olmaları dolayısıyla haramdır.
c) Akan kanı bulunan hayvanlar: Bu tür hayvanların evcil olanların-dan davarların yani deve, öküz ve koyun gibi hayvanların yenilmesi helâldir. Katır ve eşek yenilmez. At eti ise helâldir. Şu kadar var ki Ebû Hanife’ye göre tenzihen mekruhtur. Çünkü atlar binmek içindir ve cihadda da kullanılırlar. Malikilere göre atları yemek helâldir.
Yırtıcı hayvanların evcil olanları -ki köpek ve kedidir- haramdır.
‣ Sadece suda yaşayan hayvanların, balık müstesna hepsi haramdır. Balığın da ölüp su üstüne çıkanları yenmez. ‘Denizin kıyıya attığı veya su çekildiği için karada kalanı yiyiniz. Denizde ölüp de üstüne çıkanı ise yemeyiniz.’ Ebû Dâvûd, İbni Mace
Araplar kanı hayvanın bağırsaklarına doldurup kurutuyor, sonra da onları yiyorlardı.
Şâfiî (r.a), akıcı olsun olmasın; bütün kanları haram kabul etmiştir. Ebû Hanife ise, balığın kanının haram olmadığını söylemiştir.
Allah ﷻ bu âyette mutlak şekilde, aksın veya akmasın kanı haram kılmıştır. En’âm sûresinin 145. âyetinde ise, kanı, ‘dökülen’ diye vasıflayarak anmıştır. Bu nedenle yalnız dökülen kanın haram olduğuna hükmedilmiştir. Hz. Aişe (r.a) ‘Allah ﷻ, âyette ‘dökülen kan’ tabirini buyurmasaydı halkın damarlardaki kanları temizlemesi gerekirdi. Bu ise son derece zordur. Halbuki dinde hiçbir çetinlik yoktur’ demiştir.
Hz. Aişe (r.a) şöyle buyurdu: ‘Resûlullah ﷺ zamanında çömlekte et pişirirdik. Çömlekte kandan mütevellid sararmış bir et suyu oluşurdu. Bizim onu yediğimizi Resûlullah ﷺ gördüğü halde bir şey buyurmazlardı.’
‘Son dönemlerde moda haline gelen ve büyük rağbet gören vampir furyası, kitapları, dizileri ve filmleriyle genç zihinleri etkisi altına alıyor. Gerçeklikten uzak, inançları derinden sarsan ve kültürel değerlerimizle alakası olmayan safsataları allayıp pullayarak sunan Vampirizm’in hedefinde çocuklar ve gençler bulunuyor. Emperyalizm, genç zihinleri etki altına almak için şimdi de ‘yumuşak güç’ olarak ‘karizmatik vampirleri’ kullanıyor.
Geçmişte bir korku ögesi olarak kullanılan vampirler, son dönemlerde bir tür örnek karaktere dönüştü. Artık vampirler, daha sevecen ve özendirici bir hâl aldı. Tüm dünyada milyonlarca genç vampirlerin etkisi altına giriyor.
Bu tür filmler, ayrıca bilinçaltına gönderdiği mesaj ile Hristiyanlık inancına alıştırıyor. İnsanlar, önce bir safsata olan vampirlere inandırılıyor, ardından da Hristiyanlık’ın sembolü olan haç ile de korunabilecekleri mesajı ile donanıyor. Böylelikle eğlence kisvesi altında genç zihinler Vampirizm akımına kapılıyorlar ve farkında olmadan misyonerliğin de etki sahasına giriyorlar.
Çirkin görüntülü ve korkunç vampirler yerlerini karizmatik, olağanüstü güçlü, neredeyse ölümsüz karakterlere bırakınca, genç izleyici kitlesini tabiri caizse tam on ikiden vurdu.
Modern vampirlerini ve doğaüstü olayları anlatan kitaplar ve filmler gençlerin giyimlerini, hayat tarzlarını ve hatta inançlarını derinden etkiliyor. Uzmanlara göre, bu filmlerin etkisinde kalan çocukların ilerde bir travma vakası ile karşı karşıya kalabilmeleri muhtemel.
Psikoterapist Dr. Hasan Kendirci, ‘Son yıllarda farklı tipte bazı vampir filmlerinin sinema salonlarında yer aldığını görüyoruz. Bunlara ‘soft’ vampir filmleri de deniyor. Bu filmlerdeki bazı vampirler ya da kurt adamlar ‘insani’ değerlere de sahipler. Filmdeki esas kıza aşık olurlar ve onu kendilerinden, öteki canavarlardan korurlar.
Son derece klişe bir konuya sahip olmasına rağmen bu filmler dünyanın her yerinde geniş izleyici kitlesine ulaşır. İyi ve kötü birbirine karışır. İnsani ve manevi değerler ters yüz olur. Kan emici vampir güya aslında o kadar da kötü değildir, hatta asıl tercih edilmesi gereken aşk ve mutluluk nesnesidir!
Bu filmlerin verdiği mesaj hiç de masum sayılamaz ve ben gençlerin bu filmleri izlemelerini de pek sağlıklı bulmuyorum. Lakin, birçok üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de ‘PanamerikanKapitalist-Sömürgeci’ ideoloji etrafımızı öylesine yoğun bir sis tabakası gibi sarmış ki, bütün bunlardan uzak durmanın, bu havayı solumamanın ve zehirlenmemenin neredeyse imkansız hale geldiğini düşünüyorum’ şeklinde konuştu.’
Hınzırın bütün parçaları haramdır. Allahu Teâlâ, hınzırın bütün kısımlarını haram etmiş, fakat hususen ‘etini’ zikretmiştir. Çünkü yenilecek olan kısım onun etidir. Hınzırın diğer parçaları da etlerine tabidir. Eti haram olan hayvanların, diğer uzuv ve parçalarının yenilmesi ve kullanılması haramdır. Hınzır kılından faydalanmak da haramdır.
İslâm hınzır etini ‘rics’ olarak tanımlar. Rics, İslâm’a ve insan fıtratına çirkin görünen her şeyi kapsar. Hınzır, birçok hastalığın sebebi olsa da rics terimi; manevi ve fiziksel anlamların tümünü kapsar. Bu sebeple hınzırın haram kılınmasının tek nedeni sağlığa zararı değildir, başka gerekçeleri de vardır. Ancak mü’min için Allah’ın kanunlarına itaat esastır ve O’nun hükmü karşısında yorum yapılmaz.
Bir şeyin helal veya haram olması, Allah’ın emrine tabidir. Allah bir şeye ‘helal’ derse helal, ‘haram’ derse haram olur.
Cenâb-ı Hakk, cennete layık bir duruma getirmek için insanları imtihana tabi tutmuş, emir ve yasaklar koymuştur. Bu prensiplerin insanın hem şahsi hayatına, hem cemiyet hayatına çok faydaları vardır. Bu faydalar, emir ve yasağa daha şuurlu olarak riayet etmemizi sağlar.
Bu hayvanın etinde, kanında ve bağırsaklarında son derece tehlikeli kurtçuklar bulunduğunu bugünkü ilim tesbit etmiştir. Bazıları, bugünkü ilerlemiş pişirme vasıtaları ile bu zararlı kurtçukların tehlike arzetmediğini iddia etmektedir. Bu kimseler, ilmin asırlarca yaptığı araştırmalar sonucunda ancak bir tek zararı keşfettiğini unutuyorlar. Kim, hınzır etinde henüz keşfedilmemiş daha bir çok mikropların bulunmadığını kati olarak söyleyebilir?
Beşeri ilimleri yüzlerce yıl gerilerde bırakan İslâm şeriatı, güvenilmeye, bağlanılmaya daha liyakatli değil midir? Bırakalım bilimin hükmünü de, İslâm’ın helal kıldığını helâl, haram kıldığını haram kabul edelim. Zira bu hüküm, bizzat Hakîm ve her şeyin en ince noktasına kadar bilen Allah ﷻ tarafından gönderilmiştir.
Çin’in Zhejiang eyaletinde, yumuşak olduğu için tam pişmemiş hınzır eti yemeyi seven 16 yaşındaki bir kız, yediği hınzır etinin ardından delirdi. Normal bir halde iken birden başını ellerinin arasına alarak kendini yerlere atan ve beyaz köpükler kusan kız acilen hastaneye kaldırıldı.
Doktorlar, Çinli kızın beyninde yaptıkları tetkiklerden sonra inanılmaz bir şekilde 10 adet kurtçukla karşılaştılar. Kurtçukların en uzunu 3, en küçüğü ise 0.5 santimetre idi. Hastaneden yapılan açıklamada, hınzır etinden vücuda giren tenyaların bir süre sonra kan yoluyla beyinde kurtçuklar oluşmasına sebep olduğu bildirildi. Tenyalar beyine karıştıklarında delirme haricinde görme, dokunma, konuşma, felç, baş ağrısı ve kusma gibi bozukluklara neden oluyor.
Çin dünyada hınzır etini en çok tüketen ülke olarak biliniyor. Binlerce kişinin ölümüne neden olan Akut Solunum Yetmezliği Sendromu ve Kuş gribi gibi hastalıklar da Çin’de ortaya çıkmıştı.
Hınzır, tıpkı tütün ve mantar gibi, pislikleri yiyerek tabiatı temizlemesi için yaratılmıştır. Ne yazık ki insanlar evine, iş yerine temizlik için gelen bir kimseyi yer gibi temizlikçisini yemektedir.
Hınzır kendi pisliği ve ölü yavrusu dâhil bulduğu her şeyi yiyebilen bir hayvandır. Yaprak, otlar, solucanlar, yılanlar, çürümüş leş, kurtçuklar, bozuk yumurtalar, her türlü dışkı, çöpler ve diğer hayvanlar gibi her şeyi yerler.
Diğer hayvanlara göre daha hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahip hayvandır. Sindirimi sadece 4 saat sürer. Diğer hayvanlar ise 12 saatte sindirimlerini tamamlamaktadır. Yani hınzır, yediklerindeki toksinleri tam zehirsiz hale getirememektedir.
Hınzırlar bir çok ülkenin atık temizleme sisteminde ciddi rol oynamıştır. Örneğin ABD’de çöpleri ve zararlı hayvanları yemeleri ve temizlemeleri için hınzırlar caddelere salınmışlardır.
1900’lerde ülkenin çöp temizleme işlemini yürütmek için bir çok hınzır çiftliği açılmıştı. Exanthema adlı yeni bir virüs hınzır çiftliklerini tehdit edince, ülkede hınzırlara sadece pişirilmiş atıkların ve çöplerin verilmesine dair bir kanun çıkarıldı. ABD’de bir çok çiftlikte pişirilmiş çöp hâlâ hınzırların temel yiyeceğidir ve bu hınzırlar daha sonra kesilerek pazarlara sürülüp, temel et gıdası olarak tüketilir.
اهلال kelimesinin asıl manası, sesi yükseltmektir. Sesini yükselten herkese, مُهِلُّ denilir. Çocuğun dünyaya gelişinden hemen sonra ağlayarak sesini yükseltmesine de اهلال denir. İhrama girmiş kimseye, ihram esnasında telbiye yaparak sesini yükselttiği için مُهِلُّ denmiştir.
Hayvanı kesen kimseye de مُهِلُّ denir. Müşrikler, hayvan keserken Lat ve Uzza isimli putlarının adlarını seslerini yükselterek anarlardı.
Bir müslüman, bir hayvan kesse ve maksadı da Allah’dan başkasına yaklaşmak olsa, mürted olur, kestiği hayvan da mürtedin kestiği bir hayvan olur, eti yenmez.
Allah ismiyle değil, başka bir isimle kesilen; kesilirken Allah’tan başkasına teveccüh edilen hayvanların etleri haramdır. Bu haramlık, herhangi bir sebepten dolayı değil, Allah’tan başkasına teveccüh edildiği içindir. Çünkü İslâm, vücut temizliği kadar kalb, ruh ve düşünce temizliğine de önem verir. Manevi pislik, maddi pislikten bir cüzdür.
İslâm, teveccühün kayıtsız şartsız Allah için olmasını emreder.
فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ ifadesinde ‘Kim mecbur kalır da yerse, ona bir günah yoktur’ şeklinde mahzuf bir kelime takdir etmek gerekir. Muhatap, hazfedileni bildiği ve hitab hazfedilen şeye zımnen delâlet ettiği için hazfedilmiştir.
Yüce Allah haram kılınanlardan yemenin caiz olmasını: “Saldırmamak ve haddi aşmaksızın” buyruğu ile kayıtlamıştır ki, kendi hevalarına uyarak zaruret içerisinde olmadığı halde muztar (onu yemeye mecbur) olduğunu iddia etmesin, bu şartı istismar ederek zaruret miktarını ya da ihtiyaç kadarını aşıp arzularının ardından gitmesin.
Bu ruhsat, canı korumak, onu helak olmaya maruz bırakmamak içindir. Ayrıca açlık dolayısıyla ölecek noktaya gelmek, meyteyi ve kanı yemenin zararından daha büyük bir zarardır.
1- Şiddetli açlığı olup, biraz olsun açlığını giderecek helâl bir rızık bulamayınca.
2- İnsanı, bir başkası o haramı yemeye zorladığında.
Ebû Hanife, bunun manasının, “Her kim muzdar olur da, başkasına, sataşmaksızın ve haddi aşmaksızın yerse ona günah yoktur...” şeklinde olduğunu söylemiş, bağy ve haddi aşma vasıflarını, yemeye tahsis etmiştir.
Kim son derece aç olup, mecbur kalır da meyte etini yemekten imtina eder veya oruç tutup yemez de bu şekilde ölürse, o kişi günahkardır. Yine susuzluktan muzdar olan kişinin ölmemek için, şarap içmesi caizdir.
غَيْرَباَغٍ وَلاَعَادٍ ifadesi hakkında:
‣ غَيْرَ باَغٍ: Bağiy بغي zulüm ve insafsızlık demektir. Lügattaki manası fesat ve haddi aşmaktır.
‘Bâği’, hayrı ve şerri taleb edene denir. Âyette yalnız şerri taleb eden anlamında gelmiştir. Zeccac’a göre bağiy, fesat bir şeyi kast etmek manasınadır. غَيْرَ باَغٍ ihtiyacından fazlasını yememek, nefsinin beğenmediği helâl bir şey bulduğu halde, nefsinin leziz gördüğü bir haramı yemeye yönelmemektir.
‣ عاد : وَلَا عَادٍ işlerde haddi aşmak ve insanın durması gereken yerde durmamasıdır. Udvan kökünden türeyen ‘عَادٍ’ kelimesi, haddi aşma
ve zulmetme anlamındadır. وَلَا عَادٍ, verilen müsaade sınırını aşmamak, helal yiyecek bulma imkanı varken haram şeyi yememek, demektir.
‣ ‘İstediği bir lezzet hususunda haddi aşmaksızın ve açlığı giderme sınırını geçmede, karnı tıka basa doldurmaksızın ancak hayatını devam ettirecek ve açlığını giderebilecek kadar kıt kanaat’ demektir.
“Bir başka muzdar kimseye saldırmaksızın.”
‘Seferde, müslümanların liderine karşı isyan etmeksizin, müslümanların yollarını kesmeksizin, Müslüman idareciye baş kaldıran, savaşan biri olmaksızın, müslümanların cemaatinden ayrılmaksızın ve Allah’a isyan için yola çıkmaksızın’ demektir. Böyle birinin, zaruret halinde bu ruhsattan istifade etmesi caiz değildir. (Ancak cumhur, bu kişinin de ölmesi yerine bu ruhsatla canını kurtarması gerektiğini söylemişlerdir. Çünkü belki ileride tövbe edebilir.)
Zaruret olunca haramlık ortadan kalkar. İnsan haram bir yiyeceği yediği için, Allah önce ona olan mağfiretini, daha sonra da rahmetini zikretmiştir. Bu, ‘Size olan rahmetimden dolayı, onu mubah kıldım’ demektir.
Belki de mecbur kalan kimse, ihtiyacından fazla yiyeceği için, Cenâb-ı Hakk, o fazlalığı yeme günahını bağışlayan gafurdur; zarureti takdir edip değerlendirmekteki hataları dolayısıyla kullarını bağışlar. Çünkü bu değerlendirme onların ictihadlarına bırakılmıştır.
Ve O ﷻ ihtiyacı kadarını yemesini mubah kıldığı için kullarına merhamet eden rahimdir. Zaruret halinde, haram şeyleri kullanmayı mubah kılmış, onları sıkıntıya düşürmemiştir.
Haram kılınan türlerden birden fazlası bulunduğu takdirde, zaruret içerisinde bulunan kimse bunlardan hangisine öncelik tanır?
‣ Bu gibi hükümler için belirleyici ölçü şudur: Zaruret içerisinde bulunan kimse bir meyte ve hınzır eti bulduğu takdirde meyteye öncelik tanır. Çünkü meyte hayatta iken (kesilmek sûretiyle) helâl olur. Hınzır ise helâl olmaz. Hafif bir haramın işlenmesi ise daha ağır bir haramın işlenmesinden evlâdır.
‣ Meyte ve şarap bulduğu takdirde, meyteyi yer.
‣ Meyte ve başkasına ait bir mal bulduğu takdirde, eğer onu yemekten dolayı bedenen bir zarar gelmeyeceğinden emin olur ise, başkasına ait olan malı yer ve meyteyi yemesi helâl olmaz. Öyle bir tehlikeden emin olmazsa meyteyi yer. Sahih olan, bunun kendisini kurtaracağı veya hayatta bırakacağından emin olmadıkça insan eti yememesidir.
‣ İhramlı bir kimse bir av hayvanı ve bir de meyte bulacak olursa, av hayvanını yer. Çünkü av hayvanının haram kılınışı geçicidir, o bakımdan o daha hafiftir. İhtiyarî olarak onu öldürmesi halinde ise, fidyesi kabul edilir. Meyteyi yiyen için ise fidye söz konusu değildir.
Bu âyet-i kerimede haram kılınan diğer şeyler zikredilmedi. Çünkü bu âyet-i kerime haramları bildirmek için değil, insanları Allah’ın ﷻ haram kıldığını helal etmekten men etmek için sevk edildi.
Nitekim müşrikler, zikredilen bu şeyleri helal kılıyor, kanı, hınzırı, putlar için kesilen kurbanları yiyorlardı.‘Siz kendi kesip öldürdüğünüzü yiyorsunuz da Allah’ın ﷻ öldürdüklerini yemiyorsunuz’ diyerek Müslümanları suçluyor, bu mantıkla meyte etini yiyorlardı. Âyet-i kerime, müşriklerin helal kabul ettiği şeylerin haram olduğunu beyan etmek için sevk olunmuştur.
Âyet-i kerimede şöyle bir incelik vardır: Allah ﷻ haram şeyler az olduğundan, onlardan bahsetmiştir. Haram olduğu beyan edilen şeylerin dışında kalan her şey ise, mubahtır. Allah ﷻ, mü’min kullarına temiz şeyleri yemeyi mubah, ölmüş murdar hayvan, kan, hınzır eti ve pis şeyleri de haram kılmıştır.
O, insanları nefislerine azab vermekten ve helal nimetleri yememekten men etmiştir. Hristiyanlara göre, insanları Allah’a ﷻ en çok yaklaştıran ameller, nefse hakaret, azap verme, Allah’ın temiz kıldığı nimetlerden nefsi men etme, ‘ruha hayat hakkı yoktur’ inancı ile vücuda eziyet verme gibi hareketlerdi. Bu yanlış hükümler, onların din adamları tarafından va’z ediliyordu. Allah’ın ﷻ gönderdiği şeriatların hiçbirinde bu batıl hükümlerin izi dahi yoktur. Allah ﷻ, insan vücudunun hakkı olan gıdayı verdiği gibi, ruhuna ibâdetle hayat hakkı da tanımıştır. Bizi hayvanlar gibi yalnız cismani, melekler gibi yalnız ruhani kılmamış, mutedil bir şeriatla kâmil bir ümmet yapmıştır.
‘Gafur ve gaffar’ güzeli izhar eden ve çirkinlikleri örtüp gizleyen demektir. Günah, kabahat ve çirkinlik cümlesindedir. Settar olan Allah ﷻ kulunun dünyada gizlediği günahlarını ahirette de örtecek, cezalandırmayacaktır. Bu isimden kulun alacağı nasip, kulun halkın ayıp ve kusurlarını gizlemesidir.
Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu: ‘Kim müslümanın avretini gizlerse Allahu Teâlâ hazretleri de ahirette onun avretini gizler.’
‘Kim bir müslümanın hatasını örterse, Allahu Teâlâ hazretleri de dünya ve ahirette onun hatalarını örter ve insanlardan gizler.’
İnsanların gıybetini yapan, ayıplarını araştıran ve maharetlerini günahta kullanıp kötülük üzerine birbirlerini destekleyenler, bu vasıflardan uzaklaşmışlardır. Gafur ve Gaffar sıfatlarıyla muttasıf olan kişi, Allah’ın ﷻ mahlukatında ancak güzel olan ve hoşlarına giden şeyleri ifşa ve izhar eder.
Bu âyet sayılanların zahiren haram olduğunu bildirdiği gibi, Allah’tan gayrı mevcudatı görmenin de haram olduğuna işarettir. مَيْتةَ dünya cifesidir. دَمْ nefsani şehvetlerdir.
Hadiste ‘Şeytan Âdemoğlunun kan damarlarında dolaşır’ buyrulmuştur. Kandaki şehvet sakinleşse şeytan ona yol bulamaz. Bunun için Efendimiz ﷺ ‘Şeytanın yollarını açlıkla daraltın’ buyurdu.
لحْمَ الْخِنزِيرِ nefsin hevasına işarettir. Nefis menfaat hırsı, şerri ve zahir-batın hıyanetiyle hınzıra benzemiştir.
وَمَا أهِلَّ بِهِ لِغيْرِ اللهِ Allah’tan gayrıya yaklaşmak için yapılan bedeni taât, mali hayrat, Allah için halis olmayan, riya, süma, heva yoluna yapılan her şeydir.
فمَنِ اضْطُرَّ Durr; nefsin bir şeye ihtiyaç duyması, şeriatın meşru kıldığı vâcib ahkamı ikamede şeriatın hükmünden zaruri olan miktardır.
غَيْرَ باَغٍ Dünyaya hırs etmeden, haram helal toplamaksızın, haram helal bütün şehvetlere düşkün olmadan… taât ve hayrata, sünnet ve bidatlara riya üzere devam etmeksizin… وَلَا عَادٍ Dünyada kanaat çizgisini geçmeden. O kanaat ki; açlığı, ayıbı örter. Hakkı hicaplamayan, şehvet ve şeriatın mubah gördüğü şeylerle yetinmektir. Allah Hz. Dâvûd’a vahyedip şöyle buyurdu: ‘Hem kendin sakın, hem de kavmini uyar; şehvetle yemekten kaçının. Zira kalpler dünya şehvetleri ile kilitlenir, akıllar da Benden hicaplanır. Nefsin hazları hem sûreten hem manen helaka götürür.’
Şeriat, zühd, vera, ibadet ve mücahedede iradesi ile vâcibat üzere bir şey ziyade etmez. Bilakis vâcibatı terk etmez. Eğer bu afetler ile şaibeli ise ibadeti ikame için bu afetleri izale etmek ve ihlası talep etmek vâcib olur.
Bu vazifelerin üzerine bu niyetlerle nafileleri arttırırsa güzel olur. Aksi halde riya için vâcibatlar arttırılmaz. Efendimiz ﷺ ‘Riyadan az bir şey de şirktir’ buyurmuştur.
فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ Bu şartı yerine getirene günah yoktur. Kim hak yolda helak olanlardan uzak kalarak vasıl olur, şeriattan başka yola süluk etmezse; ya Allah’ta yok olur, ya Allah ile kaim olur, ya da Allah’ta olur. Dördüncü hazda mecal yoktur.
إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ Rahmetinin eseri olarak âlemlerde onu affeder, rahmet nurları ile kaim eder. Rahmet vasıflarını gösterir.
Belagat
• Âyet-i kerime istinafen fasıldır. Önceki âyette ‘Tayyib yiyin’ buyu-runca sanki gizli bir soru doğmuş ‘Tayyibat nedir?’ denmiştir. Bu âyet de ona cevap veren istinafi beyaniyedir.
• Haramlık meytenin kendisine değil, yenmesine taalluk eder. Âyetin siyakından anlaşıldığı için ona isnad edilmiştir. Bu da mübalağa ifade eder. Yani bunlardan şiddetle sakının, demektir.
• Allahu Teâlâ ‘men etti, cevaz vermedi’ yerine ‘Haram kıldı’ fiilini getirdi. Bu fiilin iştikak-ı kebirine baktığımızda karşımıza ‘Rahime / merhamet etti, acıdı’ kelimesi çıkar. Bu da bize işari olarak, Rabbimizin her yasağında, bize olan merhametini ve acımasını gösterir.
• Harem, aynı zamanda bir kimsenin özel alanı demektir. Padişahın haremi gibi. Bu anlamda haram kılmak, özelleştirmek anlamında istiaredir. Allahu Teâlâ haramları yasak bölge kılmış, dokunulmasını yasaklamıştır.
• ‘دَمْ’ kelimesinin iştikak-ı kebiri ‘Medd’ (uzatma) fiilidir. Yani kan, uzayıp giden bir konudur. Kan davaları vs. nin sürüp gittiğine işaret eder.
“Allah’tan başkası adına kesilen” derken اُهِلَّ fiilinin ب ve ل harf-i ceriyle kullanılması tazmin içindir, yakınlık manası kazandırır. Bu tazminin faydası şudur: Allah’tan başkası için kesilen bir hayvan üzerine, kendisine yaklaşmak istenen şeyin adı anılsa da anılmasa da birdir, yakınlık ifade etmez.