203- Allah’ı sayılı günlerde zikredin, tekbir getirin. Kim iki günde (Mina’dan Mekke’ye gelmekte) acele ederse, ona bir günah yoktur. Geri kalana da bir günah yoktur. Bu, kendini fenalıklardan koruyanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’na varıp huzurunda toplanacaksınız.
Ömür gibi, haram aylar gibi, Harem sınırında geçen günler gibi, tekbir getirilen bayram günleri de sayılıdır. Allah ﷻ korkusu taşıyan her mü’min bu minval üzere hareket eder. Siz de takva üzere olun ve vakit bitip O’na irtihal edeceğinizi, yeryüzünde iddetini dolduranların kıyamet sabahına kadar orada toplanıp bekleyeceğini, sur üfürülünce de kabirlerden kalkıp hesap yerinde cem olacağınızı unutmayın. O büyük gün için daima hazırlıklı olun. Hesaplı yaşayın, huzurla göçün.
Cenâb-ı Hakk, Meş’ari’l Harama dâir hususları zikretmiş, şeytan taşlama işini zikretmemiştir. Çünkü bu iş, Araplar arasında yaygındı, bunu inkâr etmiyorlardı. Ancak Allahu Teâlâ, şeytan taşlamada bulunan ‘zikrullâh’ı zikretti, çünkü onlar bunu yapmıyorlardı.
Bu günlerde Allah’ı zikretmeyi emretmek, şeytan taşlamanın delilidir. Çünkü, şeytan taşlamanın sünnetlerinden biri, her taşı atarken tekbir getirmektir.
Şeytan taşlama vâciptir. Resûlullah ﷺ Mina’ya gelince Cemre-i Akabe’ye taş atıncaya kadar hiçbir işle meşgul olmazdı.
‘اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ / sayılı günlerden’ maksat, teşrik günleri demek olan, kurban bayramı gününden sonraki üç gündür. İmamı Şafii
Hz. Peygamber ﷺ, bir münadiye emretti, o da, ‘Hacc, Arafat’tır. Her kim cem’ gecesi fecrin doğmasından önce gelirse o kimse hacca yetişmiş demektir. Minâ günleri üçtür; kim iki günde acele ederse, o kimseye günah yoktur. Kim gecikirse, ona da günah yoktur’ şeklinde nida etti.
Namazlardan sonra getirilecek tekbirler, Kurban bayramına tahsis edilmiştir. Ancak bu tekbirlerin zamanlarında ihtilâf edilmiştir. Cumhura göre; bu tekbirler, arefe gününün sabah namazında başlar, teşrik günlerinin en son günü olan Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazının bitiminde sona erer.
Bu günlere ‘sayılı günler’ denmesi az olmalarındandır.
Zikrullah
Burada zikrullah’tan kasıt kanunu ilâhiye ayak uydurmak ve Allah’ı gündemde tutacak söz, iş ve amellerle meşgul olmaktır.
Zikir sadece dille yapılan tesbihattan ibaret değildir. Bütün azaların günahtan sakınması, sevap işlemesi, tebliğ, ilim, sohbet, ders mütalaaları ve rızâ-i ilâhiyi kazanmak için olan her şey zikirdir.
Zikirden gaye gafleti kovup yok etmektir, sadece kelimeleri tekrardan ibaret değildir. Allah’ın emirlerini yerine getirmenin her çeşidi zikirdir. Şartlarına riayetle yapılan alış-veriş, İslâm’a uygun yapılan bir evlenme, boşanma da zikirdir. Çünkü kişi bunları emreden ve yasaklayan Cenâb-ı Hakk’ı düşünür, gaflet söz konusu olmaz. İ. Rabbâni
✽ ✽ ✽
İmam-ı Begavi, Ka’bü’l Ahbar'dan şöyle nakletmiştir: Bazı kuşlar öterken şöyle zikrederler:
Tavus kuşu: Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın.
Hüdhüd: Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.
Kaya kuşu: Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir.
Kırlangıç: Ne yaparsanız, onu bulursunuz.
Güvercin: Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Kumru: Sübhâne Rabbiyyel-a’lâ.
Karga: Allahu Teâlâ her şeyi helak edecektir.
Papağan: Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun! Doğan: Sübhâne Rabbî ve bihamdihî. Rûhu'l Beyan
✽ ✽ ✽
Allahu Teâlâ, ruhsat olmak üzere acele gitmeye müsaade edince, insanın aklına bu ruhsattan istifade etmeyenlerin günah işlemiş olacağı gelebilir. Allahu Teâlâ bu şüpheyi izale edip ve her iki hareket tarzında da bir günah olmadığını açıklamıştır. İsteyen acele eder ve ruhsata göre hareket eder, isteyen de acele etmez ve ruhsata göre hareket etmez.
İkisinde de kişiye günah yoktur.
Hacılardan kimi acele ediyor, kimi de acele etmeyip gecikiyordu.
Sonra da bu iki grup, birbirlerinin yaptığını kınıyordu. Gecikenler, acele edenlerin haccın örfüne uymadığını; acele edenler de gecikenlerin haccın örfüne ters düştüğünü zannediyorlardı. Bunun üzerine Allahu Teâlâ bu iki kısmın hiçbirinde bir kusur bulunmadığını açıkladı. Sanki şöyle denilmiştir: Mina’da kalınması gereken müddet üç gündür. Kim bu üç günden noksan yapar, ikinci günde acele ederse, ona bir günah terettüp etmez. Kim de bu üç güne ilavede bulunur, dördüncü güne kalır da diğer insanlarla gitmezse, ona da herhangi bir günah terettüp etmez.
Bu söz, haccın günahları yok edip örten bir vesile olduğunu mübalağa ile ifade eder. Meselâ, insan bir panzehir aldığı zaman doktor ona, ‘Şu anda bir zehir alsan sana zarar vermez; almasan da bir zarar vermez’ der. Doktorun maksadı, panzehirin mükemmel bir ilaç olduğunu beyandır; yoksa insanın zehir alıp almamasının aynı şey olduğunu beyan değildir. Burada da ‘Acele edene de, geri kalana da günah yoktur’ sözü, haccın bütün günahlar için keffâret olduğu hususunda mübalâğa ifade eder.
Harem-i Şerifin civarında yerleşik kalmak mekruhtur. Çünkü insan Beyt’e komşu olduğunda, gözünde kıymeti azalır. Ama, taşrada olduğu zaman Harem’e ve Kâbe’ye iştiyakı artar. Kim iki günde acele edip vazifelerini bitirirse, acele etmeyenden daha efdal olur. Hemen ziyaret tavafını yapmak için Mekke’ye döner. Acele etmeyen ise Mina’da kalır ve tavafa bir gün sonra gitmiş olur. Acaba acele etmesi mi, etmemesi mi daha efdaldir? İşte Allahu Teâlâ bu iki husustan herhangi birinde bir günah ve kabahatin olmadığını bildirmiştir.
Ebû Hanife, Fecr doğmadan önce o kimsenin gidebilmesinin caiz olduğunu; zira henüz şeytan taşlama zamanının girmediğini söylemiştir.
Bunun manası, hacc yapan kimseyi, hacc hususunda yaptığı amellerden sakındırmaktır. Hacceden kimse, geriye kalan ömründe Allah’tan ittika etmek ve Allah’ın azabını gerektirecek bir şey işlememek şartıyla, günahları bağışlanmış olarak döner. Allahu Teâlâ hacc yapan kimselere bu yaptıklarıyla beraber, takvaya sarılmaları ve bu hacc ile gururlanmaktan uzak durmalarını bildirmiştir.
‣ Bu bağışlama, ancak haccından evvel de müttaki olanlar için söz konusudur. Her ne kadar zahire göre farzını edâ etmiş olsa bile, günahlarda ısrar eden kimseye yapmış olduğu hacc bir fayda vermez.
‣ Bu bağışlama ve mağfiret, hacının hacc fiilleriyle meşgul olurken yasaklanan şeylerin tamamından kaçınması halinde mümkündür. Takva, vâcib olan şeyleri yapmak, yasaklanmış şeylerden de kaçınmaktır.
Biliniz ki, siz O’nun huzuruna varıp toplanacaksınız.
Bu cümle takva ile ilgili emri tekittir, sakınma hususunda çok dikkatli olmaya teşvik eder. Kim haşri, hesaba çekilmeyi, ölümden sonra cennet veya cehennemden başka bir yurdun bulunmadığını düşünürse, takvaya daha fazla riayet edecektir.
اِلَيْهِ ’den murad, ‘O’nun dışında bir mâlik ve O’ndan başka sığınak bulunmayan bir huzura, makama..’ demektir. Her nefis Allah’ın huzuruna varacaktır.
Haşir
Haşir; insanların kabirlerinden çıkmalarının başlangıcından, hesap meydanına varmalarına kadar cereyan eden hallerin tümüne birden verilen isimdir.
Kıyamet günü güneş arza bir mil kadar yaklaşır. İnsanlar terler. Kimi vardır ter topuğuna kadar yükselir, kimi vardır ayağının yarısına kadar yükselir; dizine kadar yükselenler, uyluğuna kadar yükselenler, göğsüne kadar yükselenler, omzuna kadar hatta ağzına kadar -eliyle işaret eder- yükselenler vardır. Ağzına kadar yükselen ter, sahibine gem vurmuş olur. Bazılarını ter tamamen bürür. (Bunu söylerken elini başına vurur.) Müslim, Tirmizi
Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolunurlar:
˗ Yayalar sınıfı
˗ Binekliler sınıfı
˗ Yüz üstü sürünenler sınıfı
Nebi ﷺ’e soruldu: ‘Ey Allah’ın Resûlü, bunlar yüzleri üzeri nasıl yürürler?’ Efendimiz ﷺ şu cevabı verdi:
‘Onları ayakları üzeri yürüten Zat-ı Zülcelal, yüzleri üzere yürütmeye de kadirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar.’
وَاذْكُرُوا اللّٰهَ فٖٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ Âyetteki işaret: Şeriatte mendub olan, varlığın bütün cüzleriyle başlangıcından son ana kadar sayılı ömür günlerinde ubudiyete ve zikre devam etmektir. Tarikat erbabı için ise bu zikir vâciptir. Nitekim bazı ehli tarikata bu ömrün müddetinden sorulunca ‘Beşikten mezara kadar’ demiştir. Sen bunu istersen; ‘Ezelden ebede’ diyerek de ifade edebilirsin.
Bu, fuzuli şeylerle kirlenen akıllarımızla anlaşılmaz. Allahu Teâlâ Habibine “Yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et” (Hicr, 99) buyurdu.
فَمَنْ تَعَجَّلَ yani süluk erbabından ve ashabı kalpten فٖي يَوْمَيْنِ başlangıç ve bitiş günlerinde veya talep ve vusûl günlerinde mücahedeye ciddi şekilde devam edip, evradı arttırırsa فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ.
وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَا اِثْمَ عَلَيْهِ Yani bu iki hali geri bırakıp bazı mücahedeleri ertelerse veya nefsine bazı mubahlarda yumuşaklık gösterirse ona da günah yoktur.
لِمَنِ اتَّقٰى Takvada sabit olup Mevla ile istikamette kökleşenler içindir.
وَاتَّقُوا اللّٰهَ Bütün hallerde nefsi tezkiye, kalpleri saflaştırma, amelleri muhafaza ile Allah’tan ﷻ korkun.
وَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Eğer kendi ihtiyarınızla dönmezseniz, zaten ızdırar ile O’na dönüp toplanacaksınız.
• اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ hem Hac günleri, hem de sayılı ömür günlerine benzetilmiştir. İstiare-i vefakiye vardır. ‘Sayılı günler’ derken cüz söylenmiş, kül olan bütün ömür günleri kast edilmiştir. Çünkü ecelimiz bellidir, ömrümüz sayılıdır.
• Allah’ı zikredin, derken ‘Beni’ buyurmaması tecriddir.
• ‘Tehir edene de, acele edene de günah yoktur’ cümlesi dal bi’d delalesiyle İslâm’ın engin kolaylığını remz etmektedir. Tehir eden ve acele eden, arasında tibakı icab vardır. Aralarındaki vav atıf harfi ile vasıldan tezat olmuştur.
Birinci cümle ikinciye uygun düşsün diye, ‘Kim de gecikirse, ona bir günah yoktur’ buyrulmuştur. Belagat ilminde buna müşakale sanatı denilir.
• Âyet-i kerimede فٖي يَوْمَيْنِ buyrulmuş, bununla şeytan taşlama günleri kastedilmiş. Beyan-ı zaruretle vasfı söylenmiş, Allah’ı zikir ön plana çıkarılmıştır.
• ايَاَّمٍ مَعْدوُدَاتٍ derken مَعْدوُدَاتٍ ismi mefuldür. ‘Sayılmış’ manasındadır. Allahu Teâlâ ve melekler tarafından sayılan günlerdir.
• Şeytan taşlama’dan ‘zikrullah’ diyerek bahsedilmiştir, lazım-melzum alakası vardır. Yani zikredebilmek için şeytanın uzaklaşması gerektiğine işarettir. “Kim Allah’ın zikrinden yüz çevirirse ona bir şeytan bağlarız, artık o ona yakın bir arkadaştır.” (Zuhruf, 36)
Bu aynı zamanda manevi temizlik için şart olan تَخْلِيَة / tahliye (temizlenme) ve تَحْلِيَة / tahliye (güzelleşme, tezyin) işaret ediyor. Önce şeytanı taşlayarak kalp temizliği, ardından güzel ahlâkları elde etmeye remzdir.
• Âyet-i kerime cem mea taksimdir, Tehir edenle acele edeni ismi işaret cümlesiyle cem etmiş, ardından ‘Allah’tan korkun ve bilin ki…’ cümlesiyle tamim yapılmıştır.
Lazım: ‘Allah’tan korkun ve onun huzuruna toplanacağınızı bilin,
Melzum: Hesaplı yaşayın, hakka hukuka riayet edin, azabı gerektiren hallerden sakının.
اتَّقٰى mazi fiili ve وَاتَّقُوا emri hazırı arasında iştikak-ı sağir vardır.
‘وَاتَّقُوا / Sakının’ dedikten sonra ‘وَاعْلَمُوا / bilin ki’ cümlesi söylenmiştir. Aslında takva sonuç, ilim başlangıçtır. Neticede elde edilmesi gereken takva olduğu için, önce getirilmiştir.