222- Sana kadınların ay halinden soruyorlar. De ki: ‘O bir eziyet ve pisliktir. Onun için hayız zamanında onlarla cinsi münasebette bulunmayın. İyice temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikten sonra Allah’ın emrettiği şekilde onlara yaklaşın. Allah çok tevbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.
Allah, Âdem’in (a.s) kızlarına kesb ve irade dışı hayızı takdir buyurdu. Ve bunu hem erkeklere, hem kadınlara bir imtihan yaptı. Kadınlara eziyet olarak, erkekleri de o muayyen vakitlerde onlardan ayırarak imtihan etti. Bu hükümde de nefse geçici bir sansür koyulup, hevanın hızını kesmek, isteklere gem vurmak, irade terbiyesi gibi birçok hikmetler, lütuflar bulunmaktadır. Tıbbi olarak da damarların açık bulunduğu bu hassas devrede, mikroplanmayı önlemek, tiksintinin oluşmaması gibi nice hikmetler vardır.
الحَيْضُ kelimesinin aslı akmaktır. Havuza bu sebeple الحَوْضُ denmiştir. Çünkü su, havuza akmaktadır. Araplar, aynı cinsten oldukları için vav’ı yâ harfinin yerine; yâ’yı da vav’ın yerine kullanılar.
الْمَحٖيضِ kalıbı bazen ismi mekân ifade eder. Bazen de masdar manasına gelir. İsm-i mekân manasına kullanılması, masdar anlamına kullanılmasından daha çok olmakla beraber, الْمَحٖيضِ ikisi arasında müşterek kabul edilir.
İki mana arasında müşterek olan bir lafzı o manalardan birine hamletmek bir mahzur doğurursa, mahzur olmayan ikinci manaya hamledilir. Birinci الْمَحٖيضِ lafzı ile hayız, ikinci الْمَحٖيضِ lafzı ile hayız mahallinin murad edilmesi de caizdir. ‘Kadınların hayız mahallinden uzak durun.’
‘اَذًى - Eza’ kelimesi, hoşa gitmeyen her şeye delalet eder.
Hayız kanı, rahim yoluyla kadının bünyesinin dışarı attığı, bozulmuş bir kandır. Bu kan atılmazsa kadın hasta olur. Bu kan, idrar ve büyük abdest gibi bir şeydir, bir sıkıntı ve pisliktir. Bu dönemde kadındaki tenasül yolları, kuvvetlenmesi için hazırlık dönemindedir. Bu dönemdeki beraberlik kendisine sıkıntı verir, zaaf ve hastalıklara sebep olur.
Nutfe hayız kanıyla karıştığında, yumurtalıklar henüz elverişli hale gelmeden önce çocuğun yaratılışı başlamış olur. Doktorlar, hayız döneminde oluşmaya başlayan ceninin cüzzamlı dünyaya geleceğini veya doğduktan sonra cüzzama yakalanacağını söylemişlerdir.
İstihâze kanı böyle değildir. Bu kan, rahmin derinliklerinde bulunan ve patlayan damarlardan akan, bozuk olmayan bir kandır. Hz. Peygamber ﷺ istihâze kanını vasfederken, ‘Bu, rahimde patlamış damarların kanıdır’ buyurmuştur. Dolayısıyla bu bir eziyet sayılmaz.
Kadın, hayız ile buluğa ermiş kabul edilir. Ebû Hanife hayzın en az müddetinin üç gün üç gece olduğunu, daha az olursa, bunun istihâze olduğunu, en fazla ise on gün olduğunu söylemiştir.
‘Hayızın en azı üç, en çoğu on gündür.’ Hadîs-i Şerîf
Hz. Peygamber ﷺ, kadınlar hakkında, ‘Aklı ve dini noksan olmasına rağmen en akıllı erkeklerde bile akıllarına hakim olan kadınlar gibi bir varlık görmedim’ buyurdu.
‘Onların dinlerinin noksanlığı nedir?’ denildiğinde, ‘Onlardan her biri günlerce ve gecelerce (hayız sebebiyle) namaz kılmazlar’ demiştir. Günler, ifadesinin en azı üç, en çoğu on gündür. Çünkü ‘eyyam / günler’ lafzı, üç ile on arası sayılara mahsustur.
Hayız esnasında haram ve mubah olan husus
‘Hayızlı dönemlerinde kadınlardan ayrılın’ cümlesi hükmün illet üzerine tefridir (dallandırma). ‘اِعْتَزَلَ - İtizal’ kadınlarla birlikteliği terk etmekten kinayedir.
‘Nisa’ mer’e’nin çoğuludur, müfredi yoktur. Burada kadınlardan murad eşlerdir. (Umum kadınlar, husus eşleriniz. Mecaz-ı mürsel)
Hayız süresi içinde cimâ haram, kadının göbeğinin üst kısmı ile diz kapağı altındaki kısımlardan yararlanmak ise helâldir.
وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ ‘Onlara yaklaşmayın’ ‘onlarla cima etmeyin’ manasında kinayedir.
Veya فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحٖيضِ ifadesi kanın çıktığı yere yaklaşmayın. وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ cümlesi ise o yere yakın olan yerlerden istifadeyi nehyeder. İmamı Malik, İmamı Şafi ve fakihlerin çoğuna göre, koca, hayız bittiği zaman, ancak kadının gusletmesinden sonra yaklaşabilir.
Ebû Hanife’ye göre, kadın on günden az müddet içinde temizlenirse, gusletmedikçe kocası yaklaşamaz. Eğer on gün sonunda temizlenmiş ise, kadın gusletmeden eşiyle münasebette bulunabilir.
Bütün âlimlere göre hayızlı bir kadının namaz kılması, oruç tutması, Kâbe’yi tavaf etmesi, mescide girmesi, Kur’ân’a el sürmesi veya okuması haramdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘İddetli kadın ve cünüp olan, Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.’ Tirmizî, İbn Mâce
Hanefilere göre, bir kılıf içindeki Kur’ân’a el sürmek ve taşımak hayızlı ve cünüp için mümkün ve câizdir. Yine ilimle uğraşan kimse, tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarını zarûret yüzünden elbisesinin yeniyle veya eliyle tutabilir.
Hiç bir hayızlı veya cünüp mescide giremez. İbn Mâce, Dârimî
Nifaslı ve hayızlı kadınlar mîkata gelince guslederek ihrama girerler ve Beytullah’ı tavaf hariç bütün menâsiki îfa ederler. Hadîs-i Şerîf
‘تَطَهَّرْنَ’ kelimesinin ikinci şart olarak gelmesi, bu ezanın suyla giderilmesine ve gusle delalet eder. Çünkü ‘tetahhur’ sigası muameleyle temizliği ifade eder. Tefeul babı olduğu için çok titizlikle yapılması gerektiğini gösterir. Ağız ve burun dış azalardan sayılarak yıkanmalarının farz oluşu bu siganın mübalağa manası katmasındandır. Eğer su bulunmazsa teyemmüm gusletmenin yerine geçer.
‣ Onların ferçlerine yaklaşın demektir. Allah’ın emrettiği yer burasıdır. Çünkü حَيْثُ lafzı, mekân ifade etmede hakikat, diğer manalarda mecazdır.
‣ ‘Onlara, cima edilmeleri helâl olduğu vakit yaklaşın’ demektir. Bu da, kadınlar oruçlu değilken, itikâfa çekilmemiş ve nikahları haram olmadığında olabilir.
‣ ‘Onlara, günaha girmeden, helâl taraftan yaklaşın’ demektir.
Ters ilişki, sağlığa çok zararlıdır. Aids’in ters ilişkide bulaşma ihtimali üç kat daha fazladır. Çünkü bu bölgede çok fazla kan damarı bulunur. Ayrıca hemoroid’in artmasına yol açar.
‘Tevbe edenler’in zikredilmesi, ‘Emre imtisal niyeti sizin için temizliğin sağlanmasından daha büyüktür’ manasında, tevbenin büyüklüğünü ifade eder, idmaçtır.
التَّوَّاب; tevbeyi çokça yapan demektir. Tevbeleri çok kabul edici olması itibariyle bu vasıf Allah hakkında da bazen kullanılabilir.
Günahkar olmayan kimsenin de tevbe etmesi gerekir. Çünkü mükellef, kusur etmeyeceğinden kesinlikle emin olamaz. Her halükârda, kusurunu giderebilmesi için tevbe etmesi gerekir. Ayrıca ‘tevbe’ dönmek manasındadır. Kulun Allah’a dönmesi ise, her halükârda güzeldir.
‘Allah çokça tevbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever’ cümlesi, hayızlı zamanda münasebetin men edilişinin, onların tertemiz olmaları için, kendi menfaatlerine olduğunu muhataplara rıfkla bildirmektedir.
Bu cümlenin ‘Kadınlarınız tarlanızdır’ kavliyle ‘temizlendikleri zaman’ kavli arasında itiraz cümlesi olduğu da söylenmiştir.
Bu temizlikten murad, günahlardan ve isyanlardan uzaklaşmaktır. Çünkü tevbe eden, önce kötü fiilleri işleyip, sonra terk edendir. Halbuki ‘mütetahhir / temizlenen’ bunlardan uzak kaldığı için, hiç işlememiş kimsedir. Çünkü günah ruhanî bir pisliktir. Cenâb-ı Hakk, “Müşrikler ancak, pisliktirler” (Tevbe, 28) buyurmuştur. Günahı terk etmek, ruhanî temizliktir. Allahu Teâlâ bütün kusur ve çirkinliklerden münezzeh olduğu için, ‘Tâhir ve Mutahhar’ diye vasfedilmiştir.
Veya bu temizlik ‘kadına hayızlı iken ve tersten yaklaşmayanları sever’ manasındadır.
‘فَاِذَا تَطَهَّرْنَ / İyice temizlendiklerinde’ şartı, temizlenmemizi emretmiş, bu temizliği yapanı medhederek, وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ buyurmuştur.
İbn Ömer (r.a) anlatıyor: Biz, Allah Resûlünün bir tek oturuşta yüz defa ‘رَبِّ اغْفِرْلِى وَتُبْ عَلَيَّ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ / Rabbim! Beni bağışla ve tevbemi kabul et; çünkü sen, gerçekten tevbeleri kabul eden ve merhamet edensin!’ dediğini sayardık.
Temizlik
Temizlik imanın yarısıdır. Hadis-i Şerif
Hz. Osman şöyle anlatıyor: Resûlullah’ın ﷺ huzurunda abdest alan biri vardı. Bu sırada Resûlullah ﷺ güldü. ‘Niçin güldünüz ya Resûlallah?’ dedim. Resûlullah ﷺ ‘Allah’ın abdest alan kuluna ikramına güldüm. Abdest alıp azalarını yıkayan her kul, ne zaman bir uzvunu yıkarsa o uzuvdan su ile beraber günahlar dökülür’ buyurdu.
Taharetin dört mertebesi vardır:
1- Azaları haramlardan ve günahlardan temizlemek
2- Kalbi kötülenen ve sevilmeyen sıfatlardan temizlemek
3- Kalbi Allah’tan ﷻ başkasının sevgisinden temizlemek
4- Bedeni zahiri pisliklerden temizlemek, abdest ve gusül almak.
Zahiri temizliğin kalpteki nurun parlamasında büyük etkisi vardır. Resûlullah ﷺ ‘Abdest üzerine abdest almak nur üstüne nurdur’ buyurmuştur. Kalbin mârifetlerinin tesirleri, azalar üzerine aktığı gibi zahiri temizliğin de batın üzerinde tesiri büyüktür.
Allah’ın müslüman üzerindeki haklarından biri de, o müslümanın bütün başını ve vücudunu yıkamak sûretiyle her yedi günde bir gusül etmesidir. Hadîs-i Şerîf
Önceden üzerindeki necâseti yıkamak ve gusul, yedi kere idi. Mi’rac gecesinde bire indirildi.
Gusülsüz yere basmak, bereketi giderir. Cünüp kimse ile yemek yemek gam verir.
Haftada bir gusül almak vâciptir.
Vücutta statik elektrik denge vardır. Bu elektriksel yük öfkelenince normalin 4 katına, cünüp olunca 12 katına çıkar. Günümüzde kızılötesi ışınlarla derinin fotoğrafları çekilmiş, ilişkiden sonra vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tespit edilmiştir.
Yıkanınca su zerreleri, olumsuz elektrik gerilimini alarak, vücudu topraklayıp, yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül, tıbbî yönden de yapılması gereken bir temizliktir.
Yahudi ve mecûsiler, kadın hayızlı iken, ondan son derece uzak duruyorlardı. Hristiyanlar hayızı önemsemeden, kadınlarla birlikte oluyorlardı. Câhiliyye dönemindekiler ise, kadın hayızlı olduğu zaman, onunla aynı sofraya oturmuyor, verdiği şeyleri içmiyor, aynı yatakta yatmıyor, aynı çatı altında barınmıyorlardı.
Bu âyet nâzil olunca, müslümanlar âyetin zahirine sarılarak, hayız olan kadınları evlerinden çıkarttılar. Bazıları, ‘Yâ Resûlallah! Soğuk çok fazla, elbiselerimizse çok az! Elbiseleri, dışarı attığımız kadınlara versek, evde kalanlar üşür; elbiseleri kendimize alsak, hayızlı olan kadınlar soğuktan ölürler!’
Bunun üzerine Peygamber ﷺ,‘Kadınlar hayızlı oldukları zaman, ben size kadınlarla cinsi münasebet yapmamanızı emrettim; acemlerin yaptığı gibi onları evlerinizden çıkarmanızı emretmedim’ buyurdu.
Yahudiler bunu duyunca şöyle dediler; ‘Bu adam bize muhâlif davranmadığı hiçbir mesele bırakmıyor.’
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابٖينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ Yani nefsini menhiyattan muhafaza edenleri, emirlerle terbiye edenleri sever.
Zahirde kadınlar için hayız, namaz ve oruç noksanlığına sebep olduğu gibi, erkeklerin de batında namazlarını ve oruçlarını noksanlaştıran hayız dönemleri vardır. Namazdaki eksiklikleri münacaatı tam yapmamaları, oruçtaki eksiklikleri nefsin iştahlandığı şeylerden kendilerini tutmamalarıdır. Hayız döneminde nasıl ki dem akar, bunun gibi heva da beşeri isteklerin ve insani ihtiyaçların galebe etmesidir. Heva ne zaman galebe etse, safa bulanır, eza hasıl olur. ‘Hevadan bir katre, safadan bir denizi bulandırır.’
O zaman nefis, zahiren namaz ve oruçla iştigal ediyor görünse de, hakikatte namazdan ve oruçtan men edilmiştir. Çünkü zahiri hayzın eziyeti, zahiri yakınlığa manidir, manevi yakınlığa engel olmaz. Ama manevi hayızın eziyeti manevi yakınlığa engeldir, zahiri yakınlığa mani değildir.
وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ Yani heva galebesinden, zaruret miktarı yeme, içme, evlenme ile yetinerek temizleninceye kadar nefislerinizden ayrılın. Tevbe, inabe ve istiğfar suyuyla temizlenince kurbet talebindeki huzura dönün. Allah varlık vasıflarından tevbe edenleri ve mabudun ahlâkıyla temizlenenleri sever.
• فِي , فِي الْمَحِيضِ ’nin mecruru hazfolmuş ‘vakit’ kelimesidir. Yani ‘hayız zamanında.’
فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحٖيضِ Hayız esnasında kadınlardan ayrılın’ emrinin tekidi gibidir. Bu ifade, öncesini tekit ettiği için muktezayı zahire göre atıfsız gelmesi gerekirdi. Fakat muktezayı zahire muhâlif olarak, ‘yaklaşmayın’ nehyine ihtimam için atıfla gelmiştir.
• ‘Onlara gidin’ emri, nehiyden sonra geldiği için ibaha ifade eder, münasebetten kinayedir. مِنْ ibtidaiye içindir.
• Önceki âyetlerde insana dair sosyal bir konudan bahsederken, bu âyette de fiziksel durumdan söz etti.
• Dal bid delalesiyle, hürriyetin sınırsız olmadığını anlıyoruz. Başkasının zararına olan bir şey hürriyet adına kimseye helal olmaz. Normal zamanda helal olan bir şey, kadınların özel zamanında haram olması bunu gösterir.
• Delalet-i tazammuniyesi ile, dengeli olmanın önemini gösterir. Cahiliyedeki gibi tamamen ayrılmayın, tefrite düşüp o dönemde beraber de olmayın.
• ‘Allah’ın ﷻ size emrettiği yerden’ buyruğu sıfatlı kinayedir. Yanlış anlamayı önleyen, itnabın tekmil ve ihtiras kısmıdır.
• Tevbe ruhani temizlik, diğeri ise cismani temizliktir. Burada maddi ve manevi temizlik cem olunmuştur. (Vasıl, tezayuf)
• يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ derken الْمُتَطَهِّرٖينَ kelimesi tefeül babındandır. Lazım, temizlenenler, melzum hemen gusül alanlar, manasındadır.
• Allah ﷻ sever; lazım. Melzumu: Sevginin gerekliliğini yapar; korur, nusret verir, zararı önler, faydasını sağlar.
Allah sevgisinin gelmesi de, manevi temizlikle mümkündür. (İstiare-i vefakiye)