Sureler

Göster

Bakara Sûresi 234. Ayet

وَالَّذٖينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْراًۚ فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فٖيمَا فَعَلْنَ فٖٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِؕ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ

234- İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları zevceler dört ay on gün beklerler. Bu süreyi bitirince artık kendileri için tercih edecekleri meşru hareketten size sorumluluk yoktur. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Talak âyetleri arasında namazı muhafaza âyetinin gelmesi çok ilgi çekici. İlk bakışta alakasız gibi gözükse de aslında birbiriyle yakından alakalı. Tıpkı gece karanlığında gözükmeyen mahyaların bağlantısı gibi.

Dinimizde ibadet, muamelat, ahlâk; hepsi de Allah’ın ﷻ hükmüdür. Hangisinde gevşeklik gösterilirse Allah buğzeder, cezalandırır. Namaz nasıl farz ise; evlenirken, boşanırken, Allah’ın ﷻ gösterdiği kurallara, kanunlara uymak da farzdır. Bir kimsenin bu muamelat kurallarında din ölçülerine uymamasıyla namazı terk etmesi arasında fark yoktur. Bu sebeple muamele konusu olan boşanma konusu arasına namaz âyeti derc edilmiştir. Bu irtibatın başka bir yönü de insan iradesine bakar. Namaz kılan insanın iradesi güçlenir, sabrı artar, Allah’a ﷻ yakınlığı ve Allah’ın hükümlerine teslimiyeti artar. Yapacağı işte, verdiği kararda daha insaflı, daha diğergam olur. Her konuda Allah’ın rızâsını gözetir.

Bu durum onun günlük hayatına, aile hayatına yansır. Eften püften sebeplerle boşanmaya kalkışmaz. Ciddi bir durum olur da boşanma kararı verirse onu da Allah’ın hududunu aşmadan, kullara zulmetmeden gerektiği şekilde yapar.

Nasıl ki namaz seferde, hazerde, her şartta kesintisiz kılınır, bırakılmaz. Korku zamanında, savaşta, yolculukta, bazı kolaylaştırıcı hükümler getirilmiştir. Bu hükümler uygulanarak ibadet hayatı devam eder. Aile hayatını da nefsi ve hissi değil, akli ve ilmi davranarak devam ettirmek gerekir. Boşanmak en son çaredir.
 

İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları zevceler dört ay on gün beklerler.

يُتَوَفَّوْنَ fiili, bir şeyi tam ve eksiksiz olarak almak demektir. اَزْوَاجاً ’den maksat kadınlardır. Erkek ‘zevc’, hanımı da ‘onun zevci’ olarak ifade edilir.

Cenâb-ı Allah kocası ölmüş kadının iddetini bu müddet ile sınırlandırmıştır. Çünkü, çocuğa dört ay on gün sonra ruh üflenmektedir. Kocası ölen her kadının bu iddeti beklemesi vâcibtir. Ancak bunun iki istisnası vardır.

˗ Cariye, hür kadının beklemesi gereken iddetin yarısını bekler.

˗ Hamile kadının iddeti, çocuğunu doğurmasıyla sona erer. Kocasının vefatından bir saat sonra dahi çocuğunu doğursa, başkasıyla evlenmesi helâl olur.

Sebî’a bintu’l-Hars, Sa’d İbn Havle’nin hanımı idi. Sebî’a hamile iken, Sa’d vefat etti. Onun vefatından yarım ay sonra, Sebî’a çocuğunu doğurdu. Lohusalığı bittiği zaman kendisine tâlib olunması için süslendi. Bunun üzerine ona, ‘Dört ay on gün geçmedikçe evlenemezsin’ dediler. Sebî’a da, ‘Bunu Hz. Peygamber’e sordum. O bana, çocuğumu doğurduğum zaman evlenmemin helâl olacağını söyledi. Ve bana, bir tâlib çıkarsa onunla evlenmemi emretti’ dedi.

Bu âyet-i kerime, her ne kadar mushaf tertibinde önce gelse de, kocası ölen kadının bir sene bakılıp gözetilmesini ifade eden Bakara, 240. âyetini neshetmiştir.

Bir âyet-i kerimenin Mushaf’ta önce yer alması, daha sonra nazil olmasına mâni değildir. Çünkü Mushaf’ın tertibi nüzul sırasına göre değil, Cebrail’in (a.s), Allah’ın emriyle yapmış olduğu bir tertiptir.

İddetin sebebi ölümdür, ölümden haberdar olmak değildir. Buna göre, kadına kocasının ölüm haberi, iddet müddeti geçtikten veya daha fazla bir zaman sonra ulaşırsa, geçen zaman iddetten sayılır.

Kadının kendi kendine iddet beklemesinden maksad, onun nikâhtan, kocasının öldüğü evden çıkmaktan ve süslenip püslenmekten kaçınmasıdır. Bu mücmel bir ifadedir. Çünkü kadının hangi hususta bekleyeceği açıklanmamıştır. Kadının evlenmekten kaçınması hususunda ittifak edilmiştir. Zaruret ve ihtiyaç durumları hariç, evinden çıkmaması ve süslenmemesi de vâcibtir.

Allah’a ve âhiret gününe inanan bir kadın için, kocası hariç, herhangi bir ölüye üç geceden fazla yas tutması helâl olmaz. Ancak kocaya, dört ay on gün yas tutabilir. Hadîs-i Şerîf
 

Müddeti bitirdikleri zaman onların kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları şeylerden dolayı size bir günah yoktur.

Bu hitap, nikâh akdini üstlenen velîlere, hakimlere veya salih müslümanlaradır. Çünkü kadınlar iddet müddeti içerisinde evlenirlerse, velîsinin ve salih müslümanların, onları bu akidden men etmeleri vâcibtir. Eğer güçleri yetmezse, yöneticiden yardım istemeleri gerekir. Çünkü iddetten maksat, kadının rahminin ilk kocasının menisinden hâlî olduğundan emin olamamaktır.

فٖيمَا فَعَلْنَ فٖٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ ‘Onların kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları şeylerden dolayı...’ Yani, ‘Aklen ve şer’an güzel olan hususlarda...’ demektir. Ma’rûf, münkerin zıddıdır. Bu da, şartları mevcut olduğunda, kadının evlenmesinin helâl olmasıdır.

 

Belagat

• وَالَّذٖينَ  sözü mübtedadır. Bunun haberi:

˗ وَالَّذٖينَ kelimesi muzafun ileyh olup, muzafı mahzuftur. Takdiri ‘...الَّذٖينَ يُتَوَفَّوْنَ اَزْوَاجُ / ölenlerin hanımları’ şeklindedir.

˗ Takdiri, ‘يَتَرَبَّصْنَ بَعْدَهُمْ / O kadınlar kocalarından sonra beklerler..’ şeklindedir. ‘Kocalarından sonra’ ifadesi, manada açık olduğu için sakıt olmuştur.

˗ ‘اَزْوَاجُهُمْ يَتَرَبَّصْنَ / Onların zevceleri beklerler...’ takdirindedir.

˗ Âyetin maksadı, ölen kocalarla ilgili değil, geride bıraktıkları eşlerine ait hükmü açıklamak olduğu için Cenâb-ı Hakk, bu mübtedaya bir haber getirmemiştir.

• ‘يَذَرُونَ / bırakanlar’ fiili, ölüp ayrılanlar, anlamında istiaredir. Camisi, acı vermesi, hasret, yalnız kalmaktır.

• فٖيمَا فَعَلْنَ فٖٓي اَنْفُسِهِنَّ sıfatlı kinaye. Yani kendileri çıkar giderse vb.

• وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ Lazım; yaptıklarınızı bilir. Melzum; yanlış yapmayın, haberdar olana hesap vereceksiniz.